Renk seçin:


106 yıllık vaaz

106 yıllık vaaz

Bu yazı, Osmanlı Devleti’nin son dönem alimlerinden Manastırlı İsmail Hakkı Efendi’nin, o günün siyasi ve toplumsal sorunlarına dayalı bir vaazından oluşuyor. Bu vaazı, aynı dönemim gazetecilerinden Eşref Edip Bey kaleme alıp, Sırat-ı Müstakim dergisinin ‘’Mevariz’’ (vaazlar) yayımlamıştır.

‘’Ya Resulullah, zalime nasıl yardım edelim?

‘’Onun zulümden alı koyarsan, bu da ona yardımdır’’ (Buhari)

Zalime de yardım olur. Ellerini tutar, sımsıkı bağlarsınız. İşte, bu ona yardımdır. Aleme zulmeden, kendine zulmeder. Nefis, kendinin mazlumudur.

Sokakta bile bir şey bulsanız sahibini arayacaksınız. Bu kadar hak hukuku gözeteceksiniz. Yolda buldunuz. Kimsenin elinden almadınız, hile etmediniz, çalmadınız. En basit hukuktur bu. Alsanız kimse size bir şey demez, değil mi? Fakat yine de haktır. Elbet birinin yüreği yanmıştır. Bir sene sahibini arayacaksınız. Şeriat böyle emreder. Bir sene sonra sahibi çıkmazsa fakirseniz kendiniz yersiniz, helal olur. İhtiyacınız yoksa fukaraya verirsiniz. Bunun gibi şer’i hükümler hep beyan olunmuştur. Her şeyin şer’i hükmü vardır. Bu gibi şer’i hükmü tanımayanlar, hak ve hukuka tecavüz edenler var. ‘’Bu söylenenler, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir. (Bakara; 229)

Adalet herkes için

Müslüman olsun gayri müslim olsun, cümle millete asıl doğru yolu Peygamber Efendimiz (s.a.v) göstermiştir. O, kesin bir şekilde zulmetmekten insanları menetmiştir. ‘’Müslüman olmayan vatandaşlara zulmedenin hasmı benim.’’ (Ebu Davud)

Bu hürriyet bu beraberlik hepimizi kapsıyor. Menfaatimiz ortak. Hor bakmamalı, daima yardım etmeliyiz ki hürriyet görelim. ‘’Allah’ın, sizinle düşmanlık gösterdiğiniz kimseler arasında bir yaratması umulur. Allah’ın her şeye gücü yeter. Allah, bağışlayandır, acıyandır. (Mümtehine; 7)

Adaletli olun! Müsavat (Hakları vermede taraf tutmadan eşitlik) üzere hareket edin. Umulur ki düşmanlarınız, size düşmanlık ederlerken dostunuz oluverirler. Allah bağışlayandır, acıyandır. Bundan böyle müsavat ile amel edersiniz bütün aleyhinizde bulunanlar dostunuz olur. ‘’Düşmanlık gösterdiğiniz kimseler…’’ Dikkat ediyor musunuz? ‘’Siz de düşmanlık edin, düşmanlık edin, hukuklarını iptal edin, dinlerini tahkir edin’’ denmiyor. Düşmanlık ederseniz düşmanlık görürsünüz. Bunu giderecek olan adalettir. Daha iyi değil mi insanca yaşamak? Daima ihanet ve düşmanlıkla yaşamak, yaşamak mıdır?

Sonra ne buyurur: ‘’Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah adaletli olanları sever. (Mümtehine; 8) Cenab-ı Rabbü’l-alemin’in buradaki hükmü, dininize hücum etmeyen bir topluluğa karşı takınılacak tavra ilişkindir. Dini yıkmak için savaşırsa o vakit karşılık verilik. ‘’Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer, cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir!’’ (Tevbe; 73)

İyilik Et İyilik Bul

Bir kavim ki yahudi olsun, hıristiyan olsun, Mecüsî olsun, putperest olsun, velev Kıptî olsun; mademki dininize taarruz etmiyor, dünyamıza taarruz etmiyor; zannetmeyin ki Allah [celle celâluhü], onlara adaletle muameleden bizleri menediyor. ”İyilik yapmanızı ve onlara karşı âdil davranmanızı yasak kılmaz” (Mümtehine; 8).

Adaletle hüküm verin. Şayet kardeş gibi yapalım diyor, el birliğiyle çalışalım diyorsa… Böyle kimselere şefkatle muamele edin. Hastasını ziyarete gidin, cenazesinde bulunun. Yalnız âyinine iştirak etmeyin! Resülullah Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bizzat gider, hastalarını ziyaret eder, cenazelerinde bulunurdu.

”Mescide komşu olan bir yahudi (çocuk) vardı. Cenâb-ı Resül’ün hizmetinde bulunurdu. Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bu kişinin ölüm döşeğinde olduğunu haber alınca ziyaretine gitti:

-Gel, dedi, bir kelime söyle, bizden olasın!

Çünkü o çocukta bir cevher olduğunu biliyordu. Ahlâkı son derece güzeldi. Çocuk babasına baktı:

-Bak, dedi, bana ne teklif ediyor… Babası ne cevap verdi bilir misiniz?

-Ebü’l-Kasım’a itaat et. Madem hizmetinde bulundun, kabul et. Özgürsün. Onun üzerine bu çocuk şehadet getirdi.” (Buhari)

İyi muamele, dinimize bir ihtişam kazandırır. Allah [celle celâluhü] cümlemizi gaflet uykusundan uyandırsın! Hürriyetimizi daim, cemiyetimizi pâyidar kılsın! Padişahımızı iyi niyetinde sabit ve kararlı kılsın.

Konuşmak, Danışmak

İstişareyi emreder Allah Teâlâ. Ebüssuüd Efendi’nin dediği gibi üç nükte var burada. Öyle diyordu Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] : “Dünya işlerini şüphesiz siz daha ziyade bilirsiniz. ” (Müslim)

İşin özü böyledir. Çünkü peygamberlerin zihinleri daima yüce işlere meyillidir. Dünya işlerini o kadar önemsememeleri doğaldır. Onlar daima ibadetle meşgul. Onun için, ”Dünya işini daha iyi bilirsiniz! ” buyurur, bu yüzden ümmetle istişare ederdi. Sonra gelenlere de bunu miras bıraktı.
Ayet-i kerimede kendisine emrolunuyor. Fakat asıl emir bizedir. Zeyd [radıyallahu anh] kıssasında olduğu gibi. Önce onu evlat edindi, oğlumdur dedi. Fakat emir geldiğinde evlatlık meselesini de ilk önce O bitirdi O böyle yapmasaydı; ümmet bunu yapabilir miydi?

Sonra âyet-i kerime şöyle der: ”Allah’ın rahmetinden dolayı sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah’a güven, doğrusu Allah tevekkül edenleri sever” (Al-i İmrân 3 / 159).

Tevekkül Ama Nasıl?

Her şeyi hazırla. Her sebebi vesile bil. Sonra kendine güvenme. Allah’a dua et. Bir engelle karşılaşmayasın. “Allah tevekkül edenleri sever” (Al-i İmrân; 159).

Tevekküle bazıları itiraz eder, İslâm’ın ilerleyememesi ondandır, diyerek. Tevekkül, kazâ, kader… Tembel tembel oturmuşlar, bunlardan ne hayır umulur? Tevekkülün hakikatini anlamayanlar, böyle cahilane itiraz ederler. İşte şu âyetten anlaşılır hataları: “Onların işleri aralarında danışma iledir” (Şürâ; 38). İstişare et. Dinle, anla. Tahkik et. İcraya kalkış. Sonra da tevekkül et.

Sebeplere riayet ettikten sonra tevekkül et. Kendine güvenme. Aczini bil. Allah’a [celle celâluhü] tevekkülle teslim ol. Kullara karşı tevekkül düşkünlüktür. İnsana karşı aczini itiraf ile medet umarsan, bu tevekkül değil, zillettir. Bütün sebeplere riayet et. Bütün işlerini tasarla, icraya kalkış. O vakit tevekkül et.

”Bedevinin biri mescid-i saâdete geldi: Yâ Resülallah, tevekkül ederek devemi bırakayım mı? Hayır, dedi Cenâb-ı Peygamber, önce bağla! ““

Hem de iyice bağla ki kurtulup kaçmasm, bununla da hemen selâmet buldum deme. Vazifeni yap, sonra Allah’a mütevekkil ol.

Azim olduktan sonra, kesin karar verdikten sonra tevekkül et. Ekini ektin, biçtin, demet yaptın. Bütün bu sebepleri hakkıyla ifa ettin. Sonra tevekkül lazımdır. Yoksa ekmeden tevekkül edersen faydasızdır. Tevekkülle buğday bitmez. Kendi kendine ekilsin, bitsin, kendi kendine harman olsun dersen olmaz. Tevekkül o değil. Tevekkül, âfet gelmesin, tarlada iken dolu yağmasın, ambara girdikten sonra yanmasın diye olur. Her türlü tedbiri almaktan geri durmayacaksın. Sonra tevekkül edeceksin. Allah’a [celle celâluhü] itimat edeceksin. ”Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter” (Ahzâb; 3). Allah kâfi. Her kim mütevekkil olur, kendi tedbirine güvenmezse, eline geçen nimetle şımarmaz. İşte onlar ilâhî yardıma mazhar olurlar. Öyle insanlar pâyidar olur. Asıl tevekkül edenler bunlardır işte.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ