Renk seçin:


Aldanmak (Ğurur)

Aldanmak (Ğurur)

Kalbin huzurunu bozan manevi hastalıklardan birisi de, ğurur yani Allah’ın rahmetine güvenerek aldanmaktır. Mü’minlerin asi olanları: “Allah kerimdir, O’nun affı çoktur.” gibi sözlere bel bağlayıp salih amelleri terketmek suretiyle aldanırlar. Bu kimselerin aldanmalarının bir sebebi de, atalarının durumlarına güvenmeleridir. Halbuki atalarının takvasıyla kurtulacağını zannetmek, babasının yemek yemesi ile kendi karnının doyacağına veya babasının hacca gitmesi ile kendisinin hacı olacağını zannetmek gibidir.

Nitekim Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmustur:

“Ey İnsan! Sen kerem sahibi olan Rabbin hakkında aldatıp Yanlışlara (küfür, günah, nankörlük) süren nedir? Halbuki O seni yarattı, sana düzgün bir Vücut verdi ve organlarını ihtiyaçlarına göre biçimlendirdi.” (İnfitar;6-7)

İnsanların birçoğu hatalı yolda oldukları halde, kendilerini hayır üzerine bulunduklarını zannederler. Halbuki asla gerçekleşmeyecek bir düşünce ve hayalin peşinde gitmek, yapmadığı şeyi umut etmek mağrurluktan başka bir şey değildir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Akıllı insan, kendi nefsini hesaba çeker ve ölümden sonrası için çalışır. Aldanmış olan ise, nefis ve hevasına uyar ve buna rağmen Allah’tan temennilerde bulunur. (affedileceğini, cennete götürüleceğini düşünür.)” (Tirmizi, İbn Mace)

Aldanış cehaletten de kötüdür. Çünkü cehalet bir şeyi bilmemektir. Aldanış ve ğurur ise onu yanlış ve ters bilmektir. Bu sebepten dolayı, çok kimse kötü oldukları halde kendilerini iyi zannederler veya yaptıkları iş yanlış olmasına rağmen, onu doğru kabul ederler.

İnsanların aldanışlarının sebebi ekseriyetle şunlardır:

Birinci aldanış, dünyayı ahiretten üstün tutmaktır. Bu en büyük aldanıştır. Bu aldanışın sebebi, dünyanın hazır ve göz önünde olması, ahiretin gayb ve zamanın arkasında bulunmasıdır. Allah-u Zülcelâl bu aldanışın içinde olanlar hakkında şöyle buyurmuştur:

“Dünya hayatını ahiretten daha çok seven ve bu sebeple Allah yolundan sapan ve onu eğri bulan kimseler açık bir delalet içindedirler.” (İbrahim; 3)

Diğer aldanış ise, iyi ve kötü olmayı dünyadaki mal ve rahatlıkla ölçmektir. Bazı insanlar mal ve hâl sahibi oldukları için kendilerini ve kendileri gibi olanları Allah nazarında iyi zannederler. Allah-u Zülcelâl bu kimselerin aldanmalarını şu ayet-i kerimede bildirmiştir:

Rabbin denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman, o: “Rabbim beni şerefli kıldı’ der.” (Fecr; 15)

Bu sözün ve böyle düşünmenin doğru olmaması şundandır ki, imtihan malzemeleri kimseye üstünlük sağlamaz. Onun üstünlüğü ancak bunlarla imtihanı başarmasındadır. Bundan dolayı Allah-u Zülcelâl maddi durumlarını hiç hesaba katmadan, imtihanı başarmış olan mü’minlerin imtihanı kaybetmiş olan inkarcı ve fasıklardan üstün olduklarını bildirmiştir.

Şeytandan bir dürtü olan temenniye ümit gibi sarılanlar şöyle derler; “Allah’ın rahmeti çok, lütfu sonsuzdur. O’nun deniz gibi olan affı yanında bizim günahlarımız birkaç damladan ibarettir. Biz O’na iman etmişiz. Bu kadar kâfir ve zalim varken bizi mi cezalandıracaktır? Allah’ın bizim ibadetimize ihtiyacı yoktur.”

Biz de bu kimselere şöyle deriz; “Peki Peygamberler, alimler, veliler ve diğer salih insanlar Allah’ın rahmetinin geniş oldugunu, O’nun kimsenin ibadetine ihtiyacı bulunmadığını, dünyada şu kadar kâfir ve zâlim yaşadığını bilmemişler mi ki, gece gündüz ibadet etmişler, en küçük bir günahtan bile sakınmaya çalışmışlar ve Allah-u Zülcelâl’in azabından tir tir titremişler! Meleklerde bunu bilmemişler mi ki, tamamen masum ve devamlı ibadet halinde olmalarına rağmen hep korku içindedirler. Hem af ve mağfiret sahibi olan Allah-u Zülcelâl’in kendisi de salih amel işlenmesini ve kendisinden korkulmasını emretmemiş midir?”

Bazı kimselerin bir miktar taatları vardır. Fakat günahları da vardır. Kendileri ise günahlarını önemsemez, ibadetlerinin kendilerini kurtaracağını zannederler. Bu sebeple de kendilerini iyi durumda görürler. Bunların bu hâli de bir aldanış ve gururdur.

Diğer bazı kimseler de günahlarını hiç görmez, yalnızca ibadetlerini görürler ve bu sebeble kendilerini çok iyi bir durumda sanırlar. Allah-u Zülcelâl bunlar hakkında ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“O gün Allah hepsini diriltecek ve yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah bunların yaptıklarını unutmaz, fakat kendileri unuturlar. Allah her şeye şahittir.” (Mücadele; 6)

Bazı insanlar vardır ki, Allah’ın emir ve nehyilerini insanlara anlatırlar. Fakat bu hayırlı ve önemli iş için gerekli ve şart olan ihlâs, yumuşaklık, sabır ve şefkati göstermezler. En ufak bir direnme karşısında kızarlar. Buna da Allah için kızmak adını verirler. Fakat başkalarına söylediklerini kendileri yapmazlar ve şayet onları bu konuda uyaran olursa bunu edebe muhalefet sayarlar.

Şeytan, bütün insanları günahlarla aldatmaz. Bazılarını da amel ve ibadetlerle aldatır. Seytan, amel ve ibadetlerin içine onları bozan yabancı unsurların karıştırılmasını sağlayarak ibadet
olmaktan çıkardığı bu meşguliyetleri bu kimselerin nazarında hâlâ dereceler kazandıran ameller olarak gösterir.

Bazıları amel ve ibadetlerinin, hayır ve hizmetlerinin değer ve kıymetlerinin hakkıyla bilinmediğinden ve hak ettikleri methi ve takdiri alamadıklarından şikâyet ederler. Yaptıklarının karşılığını halktan almak isteyen bu kimseler, bu yüzden halka kızgın ve kırgındırlar. Bu sebeble onlardan uzak dururlar, onlarla karşılaştıkları zaman yüzlerini ekşitirler ve onlarla konuşurken yumuşak bir dil ile konuşmazlar.

Bu kimseler düşünmezler ki, ibadetler ve hayırlar insanların takdiri için değil Allah-u Zülcelâl’in rızası için yapılır. Hal böyle olunca da bu işlerden dolayı kimsenin insanlardan bir şey bekleme hakkı yoktur. Bu sebeple Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“De ki: Müslümanlığınızı başıma vurmayın. Eğer gerçekten müslüman olmuşsanız, sizin kimse üzerinde minnetiniz yoktur, Allah’ın sizin üzerinizde minneti vardır.” (Hucurat; 17)

Allah-u Zülcelâl’e giden yolda başarılı olanlar, o yolun üzerindeki engellerin afetlerini ve kalbe giriş yollarını bilip, kendisini bundan muhafaza eden ve basiretle davranan kimselerdir.

Aldananlar ise, Allah-u Zülcelâl’in kendi iradelerine terk ettiği ve kalplerini hakkı bilip anlamaktan geri bıraktığı kimselerdir. Nasıl insan düşman karşısında uyanık ve dikkatli duruyorsa, şeytan ve nefsin karşısında da o şekilde uyanık ve dikkatli davranması lâzımdır.

Her insan amelini sadece ve sadece Allah-u Zülcelâl’in rızası için yapmaya gayret etmelidir. Her insan aldanmamak için ilim okumalı ve nefsin hile ve tuzaklarına karşı çok dikkatli olmalıdır.

Seyda Muhammed Konyevi Hz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ