Renk seçin:


Ateist bile, ilahi iradeye teslim

Ateist bile, ilahi iradeye teslim

Gören, duyan ve hisseden kalpler; bu kainatta ilahi kudret ve azamet tecellilerinden başka bir şey görmezler.

Buna rağmen;

Cenab-ı Hakk’ın ‘el-Bari’ ve ‘el-Musavvir’ esmasının tecellilerinden gafil kalan; rüzgarların, derelerin ve dağların sessiz lisanından bir şey anlamayan hantal kalplere ne yazık!..

Cenab-ı Hakk’ın bu kadar ilahi azamet tecellileri kör olan kalplerin hali, bir hazine üzerinde aç ölen bedbahtlardan farksız…

Dünyada ve bilhassa genç nesillerde, inkar temayüllerinin olmasının sebebi, menfi propagandalarda aramak lazımdır. Yoksa itikaddaki mezhebimiz olan ‘Matüridi’ alimleri şöyle derler:

‘’Kendisinde hiçbir kitap ve peygamber ulaşmamış bir kişinin dahi, Allah’ın varlığını kabul etmesi gerekir.’’

Yani kainat bir tefekkür dershanesi, bir iman laboratuvarı. Burada inanmamak için akla iptal damgası vurmak lazım, ahmak olmak lazım, kalbin kör olması lazım.

Bir Allah dostu buyuruyor ki:

‘’Cenab-ı Hak, o kadar zahirdir ki, zuhurunun şiddetinden gaibdir.’’

Bak şu çiçeğe; bir kara topraktan nasıl çıkıyor? Kaç kolorist çalışıyor, kaç dekoratör çalışıyor onun için?.. Cenab-ı Hak kime veriyor bunu? İnsanın olmadığı diğer gezegenlerde, niye yok böyle tecelliler?..

Her varlık, Cenab-ı Hakk’ın bir delili. Tabi arif olanlar için. Gafillere ise her şey gaflet sebebi.

Onun için arif bir zat diyor ki:

‘’Bu cihan, akiller (akıl sahipleri) için seyr-i bedayi (yani ilahi sanatı ibretle temaşa) vesilesidir; ahmaklar için ise yemek ile şehvetten ibarettir!’’

Şeyh Sadi-i Şirazi de şöyle diyor:

‘’İdrak sahipleri için ağaçlardaki her bir yaprak, marifetullah (Cenab-ı Hakk’ı kalben tanıyabilme) hususunda bir divandır, mufassal bir kitaptır. Gafiller için ise bütün ağaçlar, tek bir yaprak bile değildir.’’

Cenab-ı Hak her şeyi mükemmel bir ölçü ile yaratmıştır. Şu kainattı seyrettiğimiz zaman, zerreden küreye her şeyde bir mükemmellik söz konusu. Yani her şeyde ilahi bir düzen, ilahi bir tanzim göze çarpıyor.

Birkaç misal verecek olursak:

Anasır-ı erbaa dediğimiz dört unsur, yani ateş, hava, su ve  toprak; hiçbir diğerinin sınırına taşmıyor.

Mesela Dünya’nın içindeki mağma tabakası altımızda müthiş bir ateş okyanusu. Üstümüzde güneş ise, muazzam bir alev topu… ikisi de diğerinin sınırına taşmıyor. Mevlamız, bu iki ateş arasında biz kullarına serin ve selamet bir hayat lütfediyor.

Cenab-ı Hak;

‘’Güneş ve Ay, bir hesaba göre hareket etmektedir’’ buyuruyor. (Rahman; 5)

Mesela Güneş’le Dünya’mız arasındaki mesafe biraz daha fazla olsaydı, her yer kutuplara dönerdi. Ya da mevcut olandan biraz daha yakın olsaydı bu sefer de her şey yanar kavrulurdu.

Yine Dünya’nın ekseninde 23,5 derecelik bir eğim olmasaydı, mevsimler meydana gelmezdi. Bu durumda yaz olan yer hep yaz; kış olan yer hep kış olurdu.

Dünya’nın kendi etrafında dönme hızı biraz yavaş olsa, gece-gündüz arasındaki ısı farkları çok yüksek olurdu. Daha hızlı olsaydı atmosfer rüzgarları çok büyük hızlara ulaşır, kasırgalar ve tufanlar hayatı imkansız kılardı.

Yer kabuğu, biraz daha kalın olsaydı, canlıların hayatı için elzem olan oksijen bulunmazdı. Kalın toprak tabakası; mevcut oksijeni çeker ve hayat imkansız hale gelirdi.

Denizler de öyle. Denizler bugünkü hallerinden bir miktar daha derin olsaydı, bu fazla sular, karbondioksit ve oksijeni çekeceğinden, yeryüzünde hayat olmaz, bitki bile yetişmezdi.

Dünya’nın etrafındaki atmosfer tabakası biraz daha ince olsaydı, meteorlar her gün yeryüzünü döverdi.

Havadaki %77 azot, %21 oksijen sınırı değişse, hayatın devam etmesi nasıl mümkün olurdu? Hiç düşünüyor muyuz?

Bu hususta bir hatıramı nakledeyim:

Bir gün Medine’den dönüyordum. Uçakta hostesler geldi ve;

  • ‘’Siz hocaymışsınız’’ dediler.
  • ‘’Yok, öyle diyorlar.’’ dedim.
  • ‘’bize bir tavsiyede bulun.’’ dediler.
  • ‘’Bakın dedim, siz hep uçakta gidiyorsunuz. Yüksekteki oksijen az, uçakta ki oksijen ise, yerdeki oksijen kadar. Bunun için devamlı oksijen ayarlaması yapılıyor. ‘arıza yaptığı zaman oksijen maskeleri gelecek!’ diyorsunuz.

Hiç yeryüzünde bir kimse diyebiliyor mu: ‘Yarın acaba havanın yüzde 21 oksijeni, yüzde 77 azotu değişebilir, bir oksijen tüpüyle gezeyim.’ diyor mu? Bir ateist bile, ilahi iradeye teslim halinde. Fakat kalbin körlüğü, inanmaya mani oluyor…’

Hakikaten bir ateist bile –her ne kadar inkar etse de- kainattaki ilahi tanzime teslimiyet sayesinde huzur içinde yaşayabiliyor. Herkes ilahi kudret itimatla hayatiyetini devam ettiriyor. Fakat o kudret sahibini ikrar edebilmek ancak selim fıtratların sahibi…

Kainatta ki bu kadar mükemmel nizami bu kadar ince ve hassas denge karşısında, insanın boş yere yaratıldığını zannetmesi ve diğer mahlukat gibi sorunsuz yaşamaya kalkışması, kalbin karanlık bir virane olmasından başka bir şey değildir.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ