Renk seçin:


Başrahibin Oğlu Neden Müslüman Oldu?

Başrahibin Oğlu Neden Müslüman Oldu?

ALLAH BANA DOĞRU YOLU GÖSTERDİ

Yukarıda ifade ettiğim şekilde, Allah bana doğrudan yol gösterdi. Öyle olmasaydı, ben Müslüman olamazdım. Başka hiçbir şekilde Müslüman olamazdım. Hıristiyanlık inancının çok köklü olduğu Hıristiyan bir ailede doğdum.

Ailem sadece Hristiyan değildi. Annem ki hâlâ öyle, bizim evdeki kutsal gemici kilisesinde kadın din görevlisiydi. Ben Hıristiyanlığın evimizdeki ilk öğretileriyle yetiştim. Bu öğretiler o kadar yoğundu ki Hıristiyanlığın gerçek din olduğu ve onun uygulanabilirliği konusundaki inancımda ne bir tereddüt ne de bir zayıflık vardı. Kilise servisleri esnasında, annemin verdiği vaazların başında ben de İncil okurdum. İnsanları Hristiyanlığa davet eden sosyal yardım grubunun üyelerinden biriydim. Gerçek şu ki, ben sadece Hıristiyan değildim, ben İsa’ya inanıyordum.

HRİSTİYANLIĞIN HER PARÇASIYLA DONATILMIŞTIM

Daha önce de ifade ettiğim gibi, Allah yol göstermeseydi ben doğru yolu bulamazdım çünkü ben Hıristiyanlığın her parçasıyla donatılmıştım. Dokuz yaşındayken iki tane Müslüman arkadaşım olmuştu. O arkadaşlarım yakınımızda oturuyorlardı.  Onlar benim oyun arkadaşlarımdı. Çoğu zaman onlar Hıristiyanlığın fenalığı hakkında konuşurlardı.  Onlar bana öldüğüm zaman cehennem ateşinde yanacağımı söylerlerdi.  Ben de onların söylediklerine karşılık olarak, kendilerinin cehennem ateşinde yanacağını söyler, Hıristiyanlığı savunurdum. Annemle babam benim onlarla olan arkadaşlığımdan hoşlanmıyorlardı. Bu yüzden aşamalı olarak benim onlarla arkadaşlığımı bitirmem için gerekli yolları planlamışlardı.

Çok şükür, geçen zamanla birlikte, 12 yaşımda ortaokula başladım. Hayatımın bu aşamasında ailemin bana olan sevgisi günden güne arttı. Bunun sebebi benim akademik performansımdı. Gerçek şu ki ben ailemin gözbebeğiydim. Gittiğim okul bir Hristiyan okuluydu. Çarşamba günleri sabah ibadetlerimizi dersler başlamadan önce yapardık. Hıristiyanlığa bağlı olmamızdan dolayı, ben ibadet esnasında vaaz veren grubun bir parçasıydım.

MÜSLÜMAN ARKADAŞLARIM BENİ TEHDİT EDİYORLARDI

Bununla birlikte, bazı Müslüman sınıf arkadaşlarım vardı ve din dersleri esnasında onlarla inancımızdaki farklardan ötürü kısa tartışmalar yaşardık.  Aramızdaki dini farklılıklara bakmaksızın, onlara hürmetim vardı. Onların fikirlerini hassasiyetle dinledim. Sonra fark ettim ki onlar benim İslam’ı kabul etmemi istiyorlardı ama daha sonra tıpkı çocukluk arkadaşlarım gibi beni tehdit ediyorlardı. Onların dava şuuru yoktu. Tehdit etmekten başka bir şey bilmiyorlardı, hiçbir şeyi açıklayamıyorlardı.

MÜSLÜMANLARIN TERÖRİST OLDUĞUNA İNANIYORDUM

Yukarıdakilere ek olarak, benim İslam algım şöyleydi; Müslümanlar güneşe tapıyordu ve Allah Mekke’deki en büyük tanrılarının adıydı. Ayrıca Müslümanların terörist olduğuna inanıyordum.

İslam hakkındaki bu düşüncemden ve tehdit edici dava yaklaşımından dolayı, benim kalbime doğru bir İslam bilincini sokamadılar. Umursamazlığın karanlığına tamamen dalıp gitmiştim. Duyularım hakikate kapanmıştı. Bana çok yakın olduğu anlarda dahi hakikatin küçücük bir ışığını bile sezemiyordum. İslam’a karşı kör ve sağırdım. Bütün bunlara rağmen Allah’ın benim için bir planı vardı. Öyle bir plan ki beni umursamazlığın en derin yerinden kaldıracak ve tanrı inancının zirvesine oturtacaktı. Öyle bir plan ki benim hayatımı hâlâ yanlışlığın karanlığına sıkışmış olan bu dünyanın geri kalanına şahit yapacak. Bir plan ki inşallah bana ebedi kurtuluşu nasip edecek… Ama sadece biraz zaman gerekliydi.

ALLAH İNSANLIĞA İKİ YOLDAN BİRİNİ SEÇME İZNİ VERMİŞ

isaac-nawaf-abadeleseb5Hakikat şu ki, Allah insanlığa “iki yol” dan birini seçmesi için izin vermiş ve yol göstermiştir. Birinci yol, Allah’ın gösterdiği yol; diğeri Şeytan’ın yoludur.

O insana iki yolu da açıkça göstermiştir ve insanlara peygamberleri ve rehber kitapları aracılığıyla kılavuzluk etmiştir. Ve Allah insanlara doğru ve yanlış yollar arasında herhangi bir baskı ve zorlama olmadan seçim yapmaları
için zekâ ve özgür irade vermiştir. Allah’ın insanları kısa ve fani bir ömürle dünyaya göndermesi kesinlikle bir imtihan içindir. Fakat insan ancak gerçekle tarafsız bir şekilde yüzleşirse bunu anlayabilir.

Hikayeme tekrar dönecek olursak, bir gün sınıfta tek başıma ders çalışıyordum. Aniden, önceki gün tartıştığım Müslüman arkadaşların düşüncesi aklıma geldi ve çok sayıda soruyu düşünmeye başladım. Gerçek şu ki kendime cevaplayamayacağım sorular soruyordum. Kendime sorduğum sorular şunlardı:

1- Neden Hıristiyanlığın tek doğru din olduğunu düşünüyorsun?
2- Neden İslam’ın yanlış bir din olduğunu düşünüyorsun?
3- Nasıl Hıristiyan oldun?
4- İslam hakkında ne biliyorsun?
5- Hıristiyanların İslam hakkındaki algılamaları doğru mu?

İSA İNSANLARIN GÜNAHLARI İÇİN ÖLDÜRÜLSE DE EBEDİ KURTULUŞA ERMİŞTİR

Benim Hıristiyanlığın tek doğru din olduğunu düşünmemin nedeni şu ayete dayanıyordu. (Her insan günahkârdır ve Tanrı yücedir.) Roman 3:23. Bu Adem’le Havva’nın cennet bahçesinde oldukları zaman işledikleri günaha bir referanstı.

Hıristiyanlığın temel dayanağı Adem ve Havva’nın günahının, doğumuyla beraber her insana nakledilen bir günah olduğudur. Bu yüzden bir insan istemsiz olarak bu günahla doğar. Şuna inanıyordum ki; Allah büyük atalarımızı affetmiş olmasına rağmen bu günahı bir kere ve herkes için silecek ilahi temizleyici bir kurban bekleniyordu. Temizleyici kurban olarak kanına ihtiyaç duyulan bu kimsenin günahsız bir insan olması ve Adem’in torunlarından olmaması bekleniyordu.

Yukarıda bahsedilenler doğrultusunda, Adem’in soyundan gelen hiç kimse bu kurbana uygun değildi. Fakat Allah insanoğlunu sevdiği için onlara tek evlat edindiği oğlunu insanlığın günahlarını temizlemek için göndermiş ve öldürmüştür. Hıristiyanlığın temel inancının bir parçası olarak, İsa insanların günahları için öldürülse de ebedi kurtuluşa ermiştir.

Bir insan Hristiyan olması için, İsa’nın Allah’ın oğlu olduğuna ve insanların günahlarını temizlemek için öldüğüne inanmak zorundadır. Bu inanç Hıristiyan olmak için ön şarttır. Bu inanışla çocukluğumdan beri ben Hıristiyanlığın gerçek din olduğuna inandım.

İSLAM’IN YANLIŞ BİR DİN OLDUĞUNDAN BAŞKA BİR ŞEY BİLMİYORDUM

Kendime sorduğum ikinci soruya cevap olarak, İsa’nın Allah’ın oğlu olup insanlık için öldüğünü kabul etmeyen her dinin yanlış din olduğunu söyledim. Böylece ikinci soruya da umursamazca cevap vermiş oluyordum.

Üçüncü soruya cevap olarak, Hıristiyan bir ailede doğduğum için otomatik olarak Hıristiyan olmuştum.

Dördüncü soruya verdiğim cevapsa, İslam hakkında bildiğim şey Hıristiyanların genel olumsuz düşünceleriydi. Şahsen, İslam’ın yanlış bir din olduğundan başka bir şey bilmiyordum.

BEN KENDİ SORULARIMLA MEŞGULKEN AKLIMA BİR SENARYO GELDİ

Ben kendi kendime sorduğum sorularla meşgulken; düşünme ve tasarlama ile meşgulken,  aklıma bir senaryo geldi. Bu senaryonun aklıma tesadüfen gelmediğini düşünüyorum. Bu Allah’ın beni hakikat ışığına yönlendirdiği bir ilahi yoldu. Senaryo şöyle başlıyordu:

Küçük bir adada bir grup insansınız. Bu adanın dışında hiçbir kara parçasını bilmiyorsunuz ve bulunduğunuz adanın dünyadaki yek kara parçası olduğunu düşünüyorsunuz. Bir gün bu adada bir yabancı ortaya çıkıyor ve acayip haberler veriyor. Kendisinin okyanusun karşısında sizin adanızdan daha büyük, daha yeşil ve daha zengin bir kıtadan geldiğini söylüyor. Şimdi sen kendi yaşadığın adadan başka bir kıtanın varlığına inanmadığın için onun söylediklerine yalan diyorsun ve onunla tartışıyorsun. Senin tartışmana cevap olarak bu adam sana bunu kanıtlamak için onu takip etmeni, geniş ve derin okyanusu geçip bahsettiği bu güzel ve harika yere şahit olmanı istiyor. İşte bu noktada nihai soru aklına düşüyor: O adamı takip eder miydin? İşte bu senaryonun sonuydu.

İSLAM’A KARŞI TARAFSIZLIĞIM ARTTIisaac-nawaf-abadeleseb

Yukarıda anlattıklarım doğrultusunda, adamın söylediklerinin gerçekliğini anlamak için onu takip etmekten başka seçeneğim yoktu. Bu bir hayal olduğu için, şimdi o adamı nasıl takip edeceğim önemli ve zor bir soruydu. Bu nedenle bu hayali gerçek yaşam mücadelemle ilişkilendirdim. Bu mücadele, İslam hakkında bilgi edinmekti. Sonunda senaryodaki gerçeği anlamak için o adamı takip etmek benim için İslami araştırmaya girişmek anlamına geliyordu. Bu yüzden senaryodaki adamı takip etmek gerçeği araştırmak demekti. O günden itibaren İslam’a karşı tarafsızlığım arttı.

İSLAM’LA İLGİLİ SORULAR SORDUM

Bunlara ek olarak, araştırmaya Müslüman çocukluk arkadaşlarımdan başladım. Onlara İslam’la ilgili her haberi ve bilgiyi içeren sorular sordum. Onlara sorduğum sorulardan bazıları şunlardı:

Allah kimdir? İslam nedir? İslam’ın temel inancı nedir? Müslüman kimdir? Onlar ne biliyorlarsa açıkladılar ve açıklayamadıkları için de beni Mallam İddrisu adındaki bir Müslüman alime götürdüler.

O benim ihtiyacım olan bilgiyi edinmemde yardımcı olacağı için çok mutlu ve istekliydi. O, bana Allah’ın kim olduğunu ve O’nun birliğini anlatarak başladı. Ayrıca bana peygamberleri ve nebileri ve peygamberlere ve nebilere olan ihtiyacı anlattı.

İşte bu noktada benim İslam’a olan merakım daha da arttı ve hep daha fazlasını öğrenmek istedim. Doğru ve gerçek bilgiyi edindiğimden emin olmak için bir alimden diğerine gidiyordum. Aslında araştırmayı gerçekten sevmiştim çünkü çok tarafsızdım ve söyledikleri her şeyi anlamak için dikkatli bir şekilde dinliyordum.

DERSİNİ EN SIK DİNLEDİĞİM ALİM AHMET DEEDAT

Yaratılış hikâyesinden lanetli Şeytan’ın insana yaptığına, peygamberliğin başlangıcına dair yeterli bilgi edinmiştim. İslami bilgi edinmem için yaptığım sorgulamalar esnasında Mallam Bedru Deen isminde bir alimle tanıştım. O bana bazı islami kitaplar ve islami dersleri içeren ses CD’leri olan islami dergiler verdi.  Ailemin ne yaptığımı öğreneceği korkusuyla ses CD’lerini evde dinleyemesem de bu kısımdan gerçekten hoşlanmıştım. Bu dersleri onun evinde dinliyordum ve anlayamadığım şeyleri yine ona soruyordum.

Dersini en sık dinlediğim favori alimim Güney Afrika kökenli Hintli alim Ahmet Deedat idi (Allah ondan razı olsun.) Onun Hıristiyan alimlerle ve papazlarla olan tartışmalarını izledim. Onun derslerinde ben İncil’deki tutarsızlıkları ve çelişkileri fark ettim.

İSLAM’IN EŞSİZ İLAHİ BİR DİN OLDUĞUNU FARKETTİM

Onun (Ahmet Deedat) İncil ve Kuran’ı tefsir etmesi ile benim İslam hakkındaki bütün yanlış düşüncelerim temizlendi. Onun dersleri ile ben Allah’ın birliğini, teslis inancının ve çarmıha germenin yanlışlığını anladım. O anda kendimi karmakarışık bir ağa takılıp kalmış gibi hissettim.

 Allah insana doğru yolda gitmesi için özgür irade, yol gösterici bir vicdan ve araştırması için bir zekâ vermiştir.

Ben karmaşa havuzunun içinde Allah’ın bu hediyelerini kullandım ve çok şükür işte bu araştırma çalışmalarımın sonu oldu. Allah’ın birliğini, peygamberlerine ve nebilerine olan imanı ve O’nun kutsal kitaplarına olan imanı derin bir şekilde yansıttım. İslam’ın eşsiz olduğunu ve diğer dinlerden daha ilahi olduğunu fark ettim. Ben İslam’ın İsa’ya ve annesi Meryem’e nasıl baktığını düşünüp durdum ta ki Kuran’daki Meryem ismi verilen surenin tamamını okuyana kadar. Müslümanların İsa’yı Hıristiyanlardan daha çok sevdiğini fark ettim. Ayrıca İncil’deki çelişkileri düşündüm ve sonunda anladım ki Hıristiyanlık aldatmacadan ibaret.

BÜTÜN KALBİMLE İMAN ETTİM

Kur’ân’ın şu ayetinde ifade edildiği gibi “Muhakkak ki sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin (onun ruhunu Allah’a ulaştıramazsın). Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Ve O, muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi bilir.” (Kasas Suresi 56)

Allah beni doğru yola sevk etti. Hakikate olan yolculuğumun sonunda İslam’ın tek doğru din olduğuna bütün kalbimle iman ettim.

Hıristiyanlığın geçersizliğini duyurmak ve İslam’ı ilan etmek istedim ama ailemden korkuyordum. Ortaokulu bitirmek üzereydim ve Gana’da eğer bir insan ortaokul eğitimini tamamlarsa, eğitimine devam etmek için dört tane lise seçme hakkına sahip oluyor. O süre boyunca İslam’ı kabul etmek istedim ama ailemin haberi olmadan bunu nasıl yapabileceğimi düşünüyordum. Sonra düşündüm ki eğer islami bir yatılı okulda okursam ailemin korkusu olmadan İslam’ı kabul edebilir ve ibadetlerimi yapabilirdim.

Bu doğrultuda, okul seçimi yaparken islami okulları da tercih ettim. Sonra ortaokulu bitirdim. Zaman geçtikçe sonuçlar belli oldu ve çok şükür harikaydı. Allah’ın yardımıyla seçtiğim islami Okulu kazandım. Ailem buna pek memnun olmadı ama bunu değiştirmek için yapılabilecek hiçbir şey yoktu ve ben okula kabul edilmiştim. Okula kabulümden birkaç gün sonra okuldaki Müslüman öğrencilerin başkanını görmeye gittim.(Navaf Lamin) Ona hikâyemi anlattım ve gerekli olan her şeyi yaptıktan sonra kelime-i şehadet getirdim. Başkanın ismini seçtim ve adım artık Nawaf (davranışları, hali ve karakteri yüce olan)idi. Sonra ben Müslüman öğrencilerle tanıştırıldım. Fatiha ve Kuran’daki diğer kısa sureleri nasıl ezberleyeceğim bana öğretildi. Bu benim umursamazlığın karanlığından ilahi ilim ve hakikatin ışığına yaptığım yolculuğun sonuydu.

Bu konuşmanın ikinci kısmı benim Allah’ın varlığını ve Hz. Muhammed’i –sallâllahu aleyhi ve sellem–  kabul ettiğimi ilan etmemden sonra geçirdiğim bir dizi imtihan ve yargılanmadan oluşmaktadır.

Sonuç olarak ümidim odur ki bu gerçek hikâye bunu okuyan Müslüman erkek ve kız kardeşlerimin imanını artıracak ve inanmayanların gözünü hakikat ışığına açmak için hizmet edecektir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ