Renk seçin:


Birlik ve Beraberlik, Dini Bir Vecibedir

Birlik ve Beraberlik, Dini Bir Vecibedir

Dine davet eden ve din için çalışanların hedefi; birlik ve beraberliği sağlamak, tek yürek olmak, ortak bir paydada buluşmak, ihtilaf ve ayrılıktan uzak durarak bölücülüğe sebep olacak ve bütünlüğü bozacak gizli veya aşikâr kin ve düşmanlıktan kaçınmak, birlik ve dirliği sarsan, dine ve dünyaya zarar veren tüm davranışlardan uzak olmaktır.

Hiçbir din İslâm dini gibi tek yumruk olup dayanışmayı ve yardımlaşmayı emrederek düşmanlık, bölünme ve tefrikadan da sakındırmaz.

Allah (c.c) Al-i İmran suresinde şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Eğer kitap verilenlerden herhangi bir zümreye uyarsanız, onlar sizi imanınızdan sonra çevirirler (kâfir ederler). Sizler inkâra nasıl dönersiniz ki? Önünüzde Allah’ın âyetleri okunuyor, içinizde O’nun Resulü bulunuyor? Her kim Allah’ın dinine sımsıkı sarılırsa muhakkak ki, o kişi doğru bir yola çıkarılmıştır. Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmanız gerekiyorsa (O’nun şanın yakışır şekilde) öyle korkun. Hakkıyla müttaki (Allah’ın emir ve yasaklarına uyan kişi) olun ve mutlaka Müslüman olarak can verin. Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini düşünün! Sizler birbirinize düşman iken o, sizin kalpleriniz arasında ülfet ve sevgi meydana getirip birleştirdi de nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Sizler ateşten bir çukurun (cehennemin) tam kenarında bulunuyorken o, sizi o ateşten kurtardı. Şimdi size böylece âyetlerini beyan ediyor ki, hidayete eresiniz. Hem sizden öyle bir cemaat bulunmalı ki, onlar hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten sakındırsınlar. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir. Şu kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılıp ihtilaf edenler (Yahudiler ve Hıristiyanlar) gibi olmayın. İşte böyle yapanlar için büyük bir azap vardır. Birtakım yüzlerin ağaracağı ve birtakım yüzlerin kararacağı o günde yüzleri kara çıkanlara şöyle denecek: Ya! İmanınızdan sonra küfre düştünüz ha? O halde yaptığınız nankörlüğün cezası olarak tadın azabı! Ama yüzleri ak olanlar hep Allah’ın rahmeti (cenneti) dairesindedirler. Onlar onun içinde ebedi kalacaklardır.” (Al-i İmran, 100-107)

Suyuti, Durru’I-Mensur adlı kitabında bu âyetlerin sebeb-i nüzulü hakkında İbni İshak, İbni Cerir, İbnü-l Münzir, İbni Ebi Hatim ve Ebu’ş Şeyh’in tahric ettiği Zeyd b. Eslem’in şu rivayetini nakletmiştir: “Şas b. Kays cahiliye döneminde yaşamış ve Müslümanlara karşı kin ve nefret duyan azılı kâfirlerden biriydi. Bir gün Evs ve Hazreç kabilelerine mensup sahabiler oturup güzel güzel konuşurken Şas b. Kays bu duruma öfkelendi ve kendi kendine, “Bunlar İslâm’dan önce düşman olan kabilelerdi. Oysa şimdi uyum içinde yaşıyorlar” dedi ve Yahudi bir genç ayarlayıp, “Git onların içinde otur ve Buas günlerini hatırlat” dedi. O genç de Evs ile Hazreç arasında geçen o savaş günlerini anlatan şiirler okudu ve Evs kabilesinin Hazreç kabilesini yendiği günleri anımsattı. Bunun üzerine oradakiler galeyana geldi. Evs kabilesi övünmeye başladı. Evs kabilesinin Hariseoğullarından Evs b. Kayzi ve Hazreç kabilesinden Cabbar b. Sahr kalkarak birbirlerinin üzerine yürüdüler. Biri diğerine dedi ki: “İsterseniz vallahi şimdi yine savaşırız.” Diğerleri de “Tamam savaşınz” dedi. lki grubun da sinirleri gerilince, “Silahlara sarılın, Zahire’de buluşalım” diyerek sözleştiler. O yöne doğru çıkınca Evs kabilesinden pek çok kişi bu gruba dâhil oldu. Hazreç kabilesine mensup kişiler de kendi gruplarına katıldılar. Cahiliye döneminde olduğu gibi savaşacaklardı. Bu durum Peygamber (sav)’e ulaşınca, Peygamber (sav) de ashaptan muhacirlerle beraber onların yanına geldi ve “Ey Müslüman topluluğu! Allah’tan korkun! Ben sizin içinizdeyken yine cahiliye dönemindeki gibi savaşacak mısınız? Oysa Allah sizi İslâm’a ulaştırmış, bu dinle onurlandırmış, cahiliye âdetlerini kesip atmış, küfürden kurtarmış, kalplerinizi birbirinize karşı yumuşatmışken eski cahiliye dönemlerinize mi dönmek istiyorsunuz?” diye buyurunca orada bulunanlar bunun şeytanın vesvesesi olduğunu anlayıp düşmanlarının oyununa geldiklerinin farkına vardılar ve silahlarını bırakarak ağlamaya başlayıp kucaklaştılar. Oradan Peygamber (sav) ile beraber itaatkâr bir şekilde ayrıldılar. Böylece Allah (c.c) İslâm düşmanı olan Şas b. Kays’ın planladığı tuzağı bozmuş oldu. Şas b. Kays hakkında şu âyetler nazil olmuştur:

“De ki: Ey Ehl-i Kitap! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz? De ki: Ey Ehl-i Kitap! Sizler İslâm dininin hak olduğunu kitabınızdan okuyan şahitler olduğunuz halde, Allah’ın âyetlerinde birtakım çarpıklıklar bulmaya çalışarak, iman edenleri Allah yolundan döndürmeye niçin yelteniyorsunuz? Şüphesiz ki, Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Al-i İmran, 3/98-99)

Evs b. Kayzi ile Cebbar b. Sahr ve beraberlerindekiler hakkında ise şu âyet nazil olmuştur:

“Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevk ederler. Size Allah’ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resulü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Her kim Allah’ın dinine bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir. Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin. Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişin idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki, doğru yolu bulasınız. Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran, 100-105)

Bu âyetler, tevhide güçlü bir şekilde davet edip İslâm safında birleşmenin lüzumuna dikkat çekiyor. Aynı zamanda bu âyet şu mânaları da içeriyor:

1- Gayrimüslimlerin hile ve tuzaklarına karşı Müslümanları uyarıp gayrimüslimlere itaat etmenin dinden dönmek, imandan sonra küfre düşmekten başka bir neticesinin olmayacağını ikaz ediyor.

2- Birlik ve bütünlüğün imana, ayrılık ve bölünmenin ise küfre sevk edeceği beyan edilmiştir. Çünkü âyette, “İmanınızdan sonra sizi küfre düşürmek isterler” (Al-i İmran, 100) ibaresi geçmektedir.

3- Topluca Allah’ın ipine sarılmak birliğin beraberliğin ve Müslümanların ortak paydada buluşmasının temelidir. Allah’ın ipiyse İslâm ve Kur’an’dır.

4- Cahiliye döneminin kini, düşmanlığı ve savaşlarının ardından iman kardeşliğinin hatırlatılması, bu kardeşliğin imandan sonra en büyük nimet olduğunu gösterir.
“Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” (Enfal, 8 63)

5- İslâm ümmeti hayra davet etmekten daha faziletli, ulvi ve büyük bir hedef için birleşemez. Ayette bu durum şöyle geçer:

“İçinizden bir grup hayra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülüklerden sakındırsınlar. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Al-i İmran, 104)

6- Tarih ibretlerle doludur ve beşer için de sessiz bir vaazdır. Tarih şunu kaydetmiştir ki, bizden önceki ümmetler dinde bölünüp parçalanmış ve helak olmuşlardır. Onların sunacakları bir mazeret de yoktur. Çünkü, kendilerine Rableri tarafından apaçık âyetler ve ilim geldikten sonra bölünmüşlerdir. Bu durum âyette şöyle geçer:

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılıp ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte böyle yapanlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran, 105)

Kur’an-ı Kerim şunu belirtmiştir: Müslümanların etnik kökenleri, renkleri, dilleri, vatanları, tabakaları farklı da olsa onlar tek ümmettir. Müslümanlar orta yolu tutan ümmettirler ve Müslümanlar:

“İnsanlara şahitlik yapacaklardır. ” (Bakara, 143) Kur’an Müslümanları şöyle vasıflandırmıştır.

“Siz insanlar için gönderilmiş, iyiliği emreden, kötülükten sakındıran, Allah’a inanan en hayırlı ümmetsiniz.” (Al-i Imran, 110)

Kur’an; kardeşlik ilişkisinin Müslüman toplum arasında hakiki imanı tanımlayan bir bağ olduğunu ilan eder:

“Ancak müminler kardeştir. Kardeşlerinizin arasını ıslah edin, Allah’tan korkun ki, merhamet olunasınız.” (Hucurat, 10)

Bu âyetten sonra gelen âyet ise âdab ve ahlâkî faziletlerin çizgilerini belirterek Müslüman’ı, kardeş olmaya zarar verecek olan alay etme, incitme, lakaplarla çağırma, su-i zan, casusluk ve gıybet gibi davranışlardan korur.

“Ey iman edenler! Bir topluluk başka bir topluluk ile alay etmesin, belki onlar (alay edilenler) kendilerinden daha iyidirler! Bazı kadınlar da başka kadınlarla alay etmesin, belki o kadınlar da (alay edilenler) kendilerinden daha iyidirler. Kendi nefislerinizi ayıplamayın! Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İman ettikten sonra bir mümine fasıklık yakıştırmak ne kadar kötüdür. Her kim bunları yapar da tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” (Hucurat, 11)

Kur’an, Müslümanları bölünüp ayrılmaktan sakındırmıştır. Nitekim âyette şöyle buyrulur:

“De ki: O, üstünüzden ve ayaklarınızın altından size azap göndermeye veya sizi muhtelif fırkalara parçalayıp bir kısmınızın kötülük ve şiddetini diğer bir kısmınıza tattırmaya kadirdir. Bak! Onlar anlasın diye âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz.” (En’am, 65)

Allah kendi yolundan sapıp da âyetlerine kıymet vermeyenlere cezalar yağdırmıştır. Ümmetin fırkalara bölünüp birbirlerine şiddet göstermeleri de bu cezalardandır. Kur’an Müslümanların uğradığı bu ceza türünü Hz. Lut’un kavminin uğramış olduğu gökten taş yağdırılma ve Karun’un maruz kaldığı yerin dibine geçirilme cezalarıyla yan yana zikretmiştir.

“Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya; senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.” (Enam, 6 159)

lbni Abbas, bu âyetin dinlerinde ayrılığa düşüp darmadağınık olan Yahudi ve Hıristiyanlar hakkında indiğini belirtir.

Burada kastedilen kişilerin bid’at ehli, şüpheciler veya bu ümmetten olup da sonra sapan kişiler olduğu şeklinde değişik rivayetler de mevcuttur.

İbni Kesir şöyle der: “Ayetin zahirine göre Allah’ın dininden ayrılıp muhalif olan herkes kastedilmiştir. Allah, Peygamber ile hak dini ve hidayeti göndermiş ve bu dini öteki dinlere galip kılmıştır. Kaynağı tek olup ihtilaf ve ayrılık yoktur. Kim ihtilaf ederse, ayrı grup oluşturmuş olur, yani hizipçilik yapmış olur ki, daha önceki millet ve ümmetlerin boşluk ve sapkınlık içinde gruplaşmış olmaları buna örnektir. Muhakkak ki Allah, Peygamberini bu durumdan uzak tutmuştur. Tefsirini yaptığımız âyet de şu âyetle aynı anlamı paylaşıyor:

“Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin, diye Nuh’a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı.” (Şüra, 42 13)

Birçok âyette de geçtiği üzere Kur’an, Ehl-i Kitab’ı bölünüp parçalandıkları için yermiştir.

Yusuf el Karadavi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ