Renk seçin:


Bugün Allah İçin Ne Yapacaksın?

Bugün Allah İçin Ne Yapacaksın?

Biz, senelerce önceden beri kardeşlerimize rica ediyorduk, diyorduk ki:

“—Evinizden çıkarken gözünüze ilişecek bir yere, meselâ sokak kapısının arka tarafına, ayakkabılarınızı giydiğiniz yere, çok büyük harflerle yazın:

‘—Dışarıya çıkıyorsun ama, bugün Allah için ne yapacaksın?’  Yâni, henüz daha dışarıya çıkmadın, adımını atmak istiyorsun, evden dışarı gideceksin, ama ne yapacaksın?” diye bir soru yazın oraya… Tabii bu soru insanın gözüne takılınca, insan gayr-i ihtiyârî düşünecek. Diyecek ki meselâ:

“—Tamam, bugün cuma; ben bugün cuma namazına gideceğim!.. Cuma namazına erken gideceğim ki, kocaman yedi tane kurban kesmiş gibi sevap alayım!.. Vaazı dinleyeceğim, inşâallah vaazda söylenenleri de tutmağa gayret edeceğim, oradan da sevap alacağım.”

“—Elimde tesbih; tesbih çekeceğim, tesbihlerden de sevap alacağım… Biraz daha erken çıkıp, hocamın kabrini ziyaret edeceğim; annemin, babamın, dedemin kabrini ziyaret edeceğim, onlara dua edeceğim…”

“—Cuma günü böyle kabir ziyaret etmek, cuma namazı kılmak sevap… Ayrıca hasta ziyaret etmek sevap; cumadan sonra da inşâallah gideceğim, bir hasta ziyaret edeceğim… Ayrıca sadaka vermek sevap; fakir kimseleri arayıp bulacağım, gerçek yoksulları evinde tesbit edeceğim, onlara sadaka vereceğim.”

“—İşte bir arkadaşıma gideceğim, şu iyiliği yapacağım… Falanca dula gideceğim, filânca yetime gideceğim, şu hayrı yapacağım… Akşam şöyle yapacağım…”  Tamam, insan böyle şeyleri kafasından geçirince, niyet edince yapamazsa bile sevap alacak.

O halde, sabahleyin insanın kapıdan çıkmadan önce, o gün ne yapacağını şöyle hızlı olarak hafızasından bir geçirmesi, niyetini tazelemesi ne kadar güzel bir şey… Tabii biz bunu yazdığımız kitaplarda, biraz daha metodlu olsun diye, muhterem kardeşlerim diyoruz ki:

“—Bir iş adamı veya bir öğrenci, veya bir hanım, veya bir işçi, akşamdan yarın ne yapacağını düşünmeli, hatta yazmalı!”  İnsanın şöyle göğüs cebinde bir küçük defter olmalı, o deftere o gün neler yapacağını yazmalı! Çünkü yapılacak işler çok olunca, yazılmadığı zaman unutuluyor. Ben şahsen hatırlıyorum, akşam eve geliyorum, soruyorlar:

“—Şunu yaptın mı, bunu yaptın mı?..”

“—Ah, unuttum!..” denilebiliyor.  Onun için yazmak lâzım! Tabii yazmak da akşamdan olursa, sâlim kafayla düşüne düşüne yazıldığı için, birçok şey iyice hatırlanır ve öylece yazılmış olur.  Şuranızda [sol göğüs cebinizde] bir defter olacak, bu deftere ertesi gün yapacağınız iyi şeyleri, mümkünse bir önceki akşamdan yazacaksınız.

Tabii, biz bir de diyoruz ki: Akşam eve geldiğiniz zaman, yine gözünüzün önünde bir levha olsun kocaman harflerle. Bir arkadaş:

“—Pabuç gibi harflerle…” diyor.  Gazeteler son günlerdeki mühim olayları anlatırken, büyük başlıklar atıyorlar. Onun için pabuç gibi harfler demiş. Siz de pabuç gibi harflerle yazarsınız:

“—Bu gün Allah için ne yaptın?”  Bu da güzel bir soru. Yâni kapıdan içeri giren kimsenin yakasına, o levha yapışıyor:

“—Söyle bakalım bu gününü nasıl geçirdin? Hayır mı işledin, yoksa gafil mi geçirdin, yoksa günah mı işledin?..” diye bir muhasebe.  Tabii biliyorsunuz, insanın ömrünün bir muhasebesi var. Biliyoruz ki mahkeme-i kübrâ var… Biliyoruz ki mîzan var, yâni terazi var. Amellerin, günahların, sevapların tartılması var. Bunlar haktır, (El-mîzânu hakkun) diyoruz. (El-cennetü hakkun, ve’n-nâru hakkun, ve’s-sırâtu hakkun) “Cennet haktır, cehennem haktır, sırat haktır.” Hadis-i şeriflerde, ayet-i kerimelerde belirtilmiş bunlar. “Amellerin yazılması haktır ve tartılması, ölçülmesi, hesaplanması haktır.” diyoruz.

Tabii bu büyük muhasebe, yâni ömrün muhasebesi; ömrü kazançlı mı bitirdik, yoksa zararla mı bitirdik?.. Bu büyük muhasebe ne zaman belli olur? Küçük muhasebelerin bir araya gelmesiyle belli olur, belli olabilir. Yâni sen gününü nasıl geçirdiğini, akşamdan eğer güzelce tesbit edersen, o gününün kârını, zararını düşünürsen; günah işlemişsen, zarar etmişsen, pişmanlık duyarsın; “Aman bugün ziyan etmişim, ama yarın bunu kâra döndüreyim!” diye bir karar vermen, azmetmen ve ona göre çalışman mümkün olur.  Ama bu muhasebeyi yapmadığı zaman insan, tabii yine bizim atasözlerimizin arasında vardır:

Hesabını bilmeyen kasap,  Ne bıçak bırakır, ne masat…  derler. Yâni hepsini satar, dükkânında bir şey kalmaz mânâsına geliyor. Hesapsız giderse insan, her günü zarar olur. Zararlar eklenir, sonunda iflas olur. Ahirette de bir iflâsın olduğunu Peygamber SAS Efendimiz bildiriyor.  O halde müslüman, ömründe bir hesap şuuru içinde, muhasebe şuuru içinde, mahkeme-i kübrâyı unutmadan, ahirette hesaba çekileceğini asla hatırından çıkarmadan yaşayacak.

M. Esad Coşan Hocaefendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ