Renk seçin:


Haşir ve Mahşer

Haşir ve Mahşer

Haşr’in sözlük manası, toplamaktır; Mahşer de toplanılan yere denir. Terim manası ise kıyamet gününde dirilmeyi müteakip mahlukatın bir araya toplanmasıdır.

“Sizi (aslınızı) ondan (topraktan) yarattık. Sizi (ölümünüzden sonra) yine ona döndüreceğiz. Tekrar dirilmek zamanında sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.” (Taha; 55) Başka bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur:

“(İnkârcı) İnsan, ‘Ben Öldükten sonra bir daha dirileceğim ha!’ der. Bu insan hatırlamıyor mu ki, daha Önce de hiçbir şey değilken, biz onu yaratıp ortaya çıkardık. Rabbine yemin olsun, biz inkârcıları da, şeytanları da haşredeceğiz (diriltip mahşerde toplayacağız).” (Meryem; 66-68)

Allah-u Zülcelâl, Sûr’a son kez üfürülmesinden sonra, bütün canlıları diriltip bir geniş meydanda toplar. Bu toplananlar, birbirlerine karışırlar. Haşir meydanı dümdüz bir yerdir. Haşir yeri, dümdüz ve ağaçsız olduğu için hiç kimsenin bir yere girip kendisini gizlemesi veya bir gölgeye sığınıp dinlenmesi mümkün değildir.

Kıyamet günü, Allah-u Zülcelâl yeryüzünü dilediği şekle sokar. Dirilişi müteakip mahlukat, hesap ve kısas için bu düzlükte toplanacak. Hesaplaşmadan sonra ise hayvanat toprak olacaktır.

Ba’s (diriliş) ve haşir, ruh ve cesetle birlikte olacaktır. Ahiretin varlığının ispatı konusunda da işaret edildiği gibi insanları yoktan var eden Allah’ın, onları çürüyüp toprak olduktan sonra, çürümüş parçalarını bir araya toplayıp diriltmeye de gücü yeter.

“İnsan zanneder mi ki, biz onun kemiklerini toplayıp bir araya getiremeyeceğiz. Evet, biz, parmak uçlarını bile derleyip iade etmeye kadiriz.” (Kıyame; 3-4)

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “İnsanlar haşir yerine üç halde gelirler. Bir kısmı binekli olarak, bir kısmı yaya olarak, bir kısmı da yüz üstü sürünerek gelir.“ (Buhari, Müslim, Tirmizî)
Haşir meydanına, kendilerini ayakta tutacak kadar ameli olanlar, yaya olarak gelir ve yaya olarak kalırlar. Amelde ileri olanlar ise hem gelirken hem de mahşerde binitli olurlar.

Mahşerin insanları hayret ve şaşkınlık içinde bırakacak halleri çoktur. Bunlar takva ehli için sevinç, fısk ve günah ehli için ise dehşet ve korkularla doludur. Anne, baba, kardeş, o gün herkes birbirinden kaçar. Nitekim Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“O gün (takvasız yaşamış) kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. Çünkü o gün, herkesin derdi ve telaşı başını aşmış durumdadır. O gün, bazı yüzler aydınlık, güleç ve sevinçlidirler. Bazı yüzlerin ise üzerinde keder bulutu ve ümitsizlik karanlığı vardır.” (Abese; 33-41)

Mahşerde çok büyük bir izdiham vardır. Burada, nefesler birbirine karışıp ciğerleri ısıtırlar. Güneş, herkesin ameline göre yakın bir mesafeden üstüne hararet ve ateş yağdırır. Korku ve heyecan had safhadadır. Sıkıntı, telaş, yorgunluk sınırsızdır. Utanmak, mahcubiyet, pişmanlık, çaresizlik, ağrı ve sızılar cehennem gibidir. Orada vücutlar ter çeşmesi haline gelir. Bu sıcak, kirli ve pis kokulu terler, göl haline gelir ve amellerine göre, insanların gırtlaklarına kadar yükselir. Nitekim Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Mahkeme faslı başladığı zaman, kötü insanların (korku ve sıkıntıdan) çıkardığı terler, onların kulak memelerine kadar çıkar.” (Müttefekun Aleyh)

Bütün bunlardan anlaşıldığına göre, haşir meydanı ve kıyamet günü çok dehşetlidir. Bu ikisini unutmamak gerekir. İnsan bu ikisini unuttuğu zaman, ahireti için hazırlık yapmaktan gafil olacaktır. Bu ikisi hatırımızda olduğu zaman ise bize devamlı olarak ahiret için hazırlık yapmak azmi, isteği gelecektir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ