Renk seçin:


Hayat nedir?

Hayat nedir?

Bir ahiret yolcusu olan insana en büyük nasihat, ölümdür. İnsanın en mühim meselesi de, hayat ve ölüm muammasını ilahi hakikatler ışığında çözebilmektir. Zira hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvi bir hakikattir. İnsanların idraklerine zuhur eden ‘Hayat nedir?’ sualine, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katılığı cevap olarak yükselecekse, böyle bir hayattan daha acı ne olabilir?

Asıl hayat, Kur’an ve Sünnet hakikatlerinin feyz, huzur ve sürur cennetinde yaşayıp ebedi saadete nail olabilmektir. Şair, bu şuurla yaşanan bir hayatı şöyle hulasa eder:

Seni annen doğurup attığı gün dünyaya,

Ağlıyordun; bütün alem gülüyordu bir yanda,

Şimdi öyle bir ömür sür ki ölürken gülesin;

Çağlasın gözyaşı halinde cihan arkanda…

Bu şuuru sürekli canlı tutabilmek için; cenazelere iştirak etmek, o tabutun içinde bir gün kendisinin olacağını düşünüp halini muhasebe etmek, kabristanları ziyaret etmek, dünyanın fani, hayatın kısa olduğunu sık sık tefekkür etmek gerekir.

Lokman Hekim (a.s) buyurur:

‘’Ey oğlum! Eğer hayır işlediysen sen de hayır umabilirsin! Yok, şer işlediysen sana karşı da şer işleneceğinden hiç şüphen olmasın.’’ (Beyhaki, Zühdü’l-Kebir, no:737)

İnsan, ahiretin tarlası olan dünya hayatında hayır veya şer adına ne ekerse; kabir, kıyamet ve ahirette de onun mahsulünü hasat eder.

Mevlana hz. de, kişinin ancak yaptıklarının mükafatını veya cezasını bulabileceğini ifade sadedinde:

‘’Sen hiç buğday ektin de arpa bittiğini gördün mü?’’ buyurur.

Ferasetli bir mü’min, amel defterine günahların gölgesini dahi düşürmemek ve onu hayırlarla donatabilmek için, hayat sermayesini en bereketli bir şekilde kullanıp karşısına çıkan her türlü sevap fırsatını değerlendirme gayreti içinde olur. Zira Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın buyurduğu gibi:

‘’Dünya mü’minlerin pazarı, gece ile gündüz sermayeleri, salih ameller ticaret malları, Cennet kazançları, Cehennem de zararlarıdır.’’

Maddi mevzularda en basit idrak bile, daima bir kar-zarar hesabı yapar, kendi durumunu sık sık gözden geçirir. Karını arttırıp zararını telafi etmenin yollarını arar. Hal böyleyken, ebediyet yurdunun saadet veya felaket sermayesi olan fani dünya günlerini hayırda mı şerde mi tükettiğini düşünmemek, ahiret yolcusu olan insanoğlu için ne hazin bir hamakattir!

Bir ahiret yolcusu olan insana en büyük nasihat, ölümdür. İnsanın en mühim meselesi de, hayat ve ölüm muammasını ilahi hakikatler ışığında çözebilmektir. Zira hayat, beşikle tabut arasındaki mesafeye sığmayacak kadar ulvi bir hakikattir. İnsanların idraklerine zuhur eden ‘Hayat nedir?’ sualine, sadece toprağın rutubeti ve mezar taşlarının katılığı cevap olarak yükselecekse, böyle bir hayattan daha acı ne olabilir?

Asıl hayat, Kur’an ve Sünnet hakikatlerinin feyz, huzur ve sürur cennetinde yaşayıp ebedi saadete nail olabilmektir. Şair, bu şuurla yaşanan bir hayatı şöyle hulasa eder:

Seni annen doğurup attığı gün dünyaya,

Ağlıyordun; bütün alem gülüyordu bir yanda,

Şimdi öyle bir ömür sür ki ölürken gülesin;

Çağlasın gözyaşı halinde cihan arkanda…

Bu şuuru sürekli canlı tutabilmek için; cenazelere iştirak etmek, o tabutun içinde bir gün kendisinin olacağını düşünüp halini muhasebe etmek, kabristanları ziyaret etmek, dünyanın fani, hayatın kısa olduğunu sık sık tefekkür etmek gerekir.

Lokman Hekim (a.s) buyurur:

‘’Ey oğlum! Eğer hayır işlediysen sen de hayır umabilirsin! Yok, şer işlediysen sana karşı da şer işleneceğinden hiç şüphen olmasın.’’ (Beyhaki, Zühdü’l-Kebir, no:737)

İnsan, ahiretin tarlası olan dünya hayatında hayır veya şer adına ne ekerse; kabir, kıyamet ve ahirette de onun mahsulünü hasat eder.

Mevlana hz. de, kişinin ancak yaptıklarının mükafatını veya cezasını bulabileceğini ifade sadedinde:

‘’Sen hiç buğday ektin de arpa bittiğini gördün mü?’’ buyurur.

Ferasetli bir mü’min, amel defterine günahların gölgesini dahi düşürmemek ve onu hayırlarla donatabilmek için, hayat sermayesini en bereketli bir şekilde kullanıp karşısına çıkan her türlü sevap fırsatını değerlendirme gayreti içinde olur. Zira Hz. Ebu Bekir (r.a)’ın buyurduğu gibi:

‘’Dünya mü’minlerin pazarı, gece ile gündüz sermayeleri, salih ameller ticaret malları, Cennet kazançları, Cehennem de zararlarıdır.’’

Maddi mevzularda en basit idrak bile, daima bir kar-zarar hesabı yapar, kendi durumunu sık sık gözden geçirir. Karını arttırıp zararını telafi etmenin yollarını arar. Hal böyleyken, ebediyet yurdunun saadet veya felaket sermayesi olan fani dünya günlerini hayırda mı şerde mi tükettiğini düşünmemek, ahiret yolcusu olan insanoğlu için ne hazin bir hamakattir!

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ