Renk seçin:


Hz. Ömer (r.a)’ın Müslüman Olması

Hz. Ömer (r.a)’ın Müslüman Olması

Hz. Hamza’nın Müslüman olmasından sonra, müşriklerde huzur kalmamıştı artık… Ne yapacaklarını bilemez haldeydiler. Ebu Cehil, müşrikleri toplayıp seslendi: “Ey Kureyşliler! Muhammed, putlarımıza dil uzattı. Bizden önce gelen atalarımızın cehennemde azap gördüklerini, bizim de oraya gideceğimizi söyledi! Onu öldürmekten başka çare yoktur! Onu öldürecek kimseye, yüz kızıl deve ve sayısız altın vereceğim!”

Hattaboğlu Ömer yerinden fırladı: “Bu işi Hattaboğlu’ndan başka yapacak yoktur” diyerek, kılıcını kuşanıp yola düştü. Giderken rastladığı Nu’aym bin Abdullah sordu:

– “Bu şiddet ve hiddetle nereye ya Ömer?”

– “Milletin arasına ikilik sokan, kardeşi kardeşe düşman eden Muhammed’i öldürmeye gidiyorum.”

– “Ya Ömer! Bu zor bir iş. Ashabı, çevresinde pervane kesilmiş. Ona bir şey olmasın diye titriyorlar. Yanlarına yaklaşmak çok zordur. Onu öldürsen bile Abdulmuttalib oğullarının elinden yakanı kurtaramazsın!”

– “Yoksa sen de mi onlardansın? Önce senin işini bitireyim!”

– “Ya Ömer! Beni bırak! Kardeşin Fatıma ile kocası Said bin Zeyd’e git! Onlar da Müslüman oldu. Eğer inanmazsan, git sor! Anlarsın.”

Hattaboğlu Ömer bunu duyunca, hemen kız kardeşinin evine gitti. O sıralarda Taha Suresi yeni gelmiş, Said ile Fatıma bunu yazdırıp Habbab bin Eret adındaki sahabiyi evlerine getirmiş, okuyorlardı. Hattaboğlu Ömer bunların sesini duydu. Kapıyı çok sert çaldı. Onu, kılıcı belinde kızgın görünce, yazıyı saklayıp Habbab bin Eret’i gizlediler. Sonra kapıyı açtılar. İçeri girince:

– “İşittiğim doğru imiş, siz de onun sihrine aldanmışsınız!” Diye çıkıştı.
Hz. Said’i yakasından tutup, yere attı. Kardeşi, efendisini kurtarayım derken, onun yüzüne de öfkeli bir tokat indirdi. Yüzünden kan akmaya başladığını görünce, kardeşine acıdı. Fatıma’nın canı yanmış, kana boyanmış idi. Fakat iman kuvveti, kendisini harekete geçirip Allah-u Teâlâ’ya sığınarak:

– “Ya Ömer! Niçin Allah’tan utanmaz, ayetler ve mucizeler ile gönderdiği Peygamberine inanmazsın? İşte, ben ve zevcim, Müslüman olmakla şereflendik. Başımızı kessen, bundan dönmeyiz” diye bağırdı ve Kelime-i Şehadet getirdi.

Hattaboğlu Ömer, kız kardeşinin bu imanı karşısında birden yumuşadı ve yere oturdu. Yumuşak sesle: “Hele şu okuduğunuz şeyleri çıkarın” dedi. Hz. Ömer güzel okurdu. Taha Suresi’ni okumaya başladı. Kur’an-ı Kerim’in fesahati, belagati, manaları ve üstünlükleri, kalbini gitgide yumuşattı. “Göklerde ve yeryüzünde ve bunların arasında ve (yedi kat) toprağın altındaki şeyler hep O’nundur.” (Taha; 6) mealindeki ayet-i kerimeyi okuyunca, derin derin düşünceye daldı ve:

– “Ya Fatıma! Bu bitmez tükenmez varlıklar, hep sizin inandığınız Allah’ın mıdır?” Diye sordu. Hz. Fatıma:

– “Evet, öyle ya! Şüphe mi var?” Diye cevap verdi.

– “Ya Fatıma! Bizim bin beş yüz kadar altından, gümüşten, tunçtan, taştan oymalı, süslü heykellerimiz var. Hiç birinin, yeryüzünde bir şeyi yok!” Diyerek, şaşkınlığı arttı. Biraz daha okudu: “Allah-u Teâlâ’dan başka ibadet edilecek hak bir ilâh yoktur. En güzel isimler O’nundur.” (Taha; 8) mealindeki ayet-i kerimeyi düşündü ve:

– “Hakikaten ne kadar doğru!” Dedi. Habbab bu sözü işitince, gizlendiği yerden fırladı ve: “Müjde ya Ömer! Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem, Allah-u Teâlâ’ya:

– “Ya Rabbi! Bu dini, Ebu Cehil ile yahut Hattab oğlu Ömer ile kuvvetlendir.” diye dua etmişti. İşte, bu devlet, bu saadet sana nasip oldu” dedi.

Hz. Ömer, kız kardeşinin evinde, merak ederek daha önce gelen ayetleri okumaya başladı. “Allah-u Teâlâ’dan başka ibadet edilecek hak bir ilah yoktur. En güzel isimler O’nundur.” (Taha; 8) mealindeki ayet-i kerimeyi okuyunca kızgınlığı geçti, kalbindeki düşmanlık silindi. İlk sözü:

– “Rasûlullah şimdi nerede?” Oldu.
O gün, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem, Hz. Erkam’ın evinde, ashabına nasihat ediyordu. Ömer’in geldiği, Hz. Erkam’ın evinden görüldü. Kılıcı da yanında idi. Heybetli ve kuvvetli olduğundan, Ashâb-ı Kiram, Resûlullah’ın etrafını sardı. Hz. Hamza:

– “Ömer’den çekinecek ne var, iyilik ile geldi ise hoş geldi. Yoksa o kılıcını çekmeden başını uçururum” dedi.

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem sakindi: “Yol verin, içeri gelsin!” Buyurdu. Cebrail aleyhisselâm, daha önce, Ömer’in iman etmek için geldiğini ve yolda olduğunu haber vermişti.

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem Ömer’i tebessüm buyurarak karşıladı: “Bırakınız, yanından ayrılınız!” Buyurdu. Hz. Ömer, Resûlullah’ın önünde diz çöktü. Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem, Hz. Ömer’i kolundan tutup: “İmana gel, ya Ömer!” Buyurdu. O da temiz kalp ile Kelime-i Şehadet getirdi ve Müslümanlıkla şereflendi.

İslâm’ın nurunu söndürmek için her yolu deneyen müşrikler, yaptıklarında başarılı olamayınca Haşimoğullarıyla olan münasebetlerini kesmeye karar verdiler ve Müslümanlara boykot uygulamasına başladılar. Uygulanan boykot gereğince, Haşim ve Muttaliboğullarından kız alınmayacak, onlara kız verilmeyecek, onlara bir şey satılmayacak ve onlardan bir şey satın alınmayacaktı. Anlaşmaya kutsiyet kazandırmak için metni Kâbe duvarına astılar. Yapılan boykot üç sene sürdü. Bu üç sene sonrasında, Kâbe’deki metnin, ‘ALLAH’ ve ‘Muhammed’ kelimeleri hariç, böcekler tarafından yenildiğini gören müşriklerin inadı kırıldı ve uygulama kaldırıldı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ