Renk seçin:


İslam Adaleti Hakkında

İslam Adaleti Hakkında

Medenî olarak geçinen Avrupa, acaba kendi tarihinde İslâm adaletine benzer bir tek adalet örneği verebilir mi?

9. yüzyılda Avrupa’dan Kudüs’e gelen hıristiyan hacıları, kendi hayat ve mallarının İslâm memleketlerinde, kendi memleketlerine göre daha emniyette olduğunu itiraf ederek, İslâm adaletini kendi dilleri ile takdir ediyorlar.

Meşhur İslâm tarihçisi Belâzürî, Semerkant’ın fethi sırasında şöyle bir olay anlatıyor: ”Ebü Ubeyde ve başkaları diyorlar ki: Ömer b. Abdülaziz halife olduktan sonra, Semerkant ahalisinden bir grup onun yanına gelerek, Kuteybe’nin şehirlerine girdikten sonra, barış şartlarına aykırı olarak, zulmedip şehirlerine müslümanları iskân etmiş olduğunu şikâyet ettiler. Ömer, bu şikâyet üzerine oradaki valisine mektup yazarak, bu işe bakmak üzere birini kadı tayin etmesini, kadı, müslümanların şehirden çıkarılmasına hükmettiği takdirde, müslümanları şehirden çıkarmasını emretti. Vali mektubu aldıktan sonra, davaya bakmak üzere Cümeyi b. Hazır el-Bâcî’yi memur etti Cümeyi, müslümanların şehirden çıkarılmasına, şehirden çıktıktan sonra, Semerkantlılar’ın onlarla eşit sayıda olmak şartı ile (yeni baştan) savaşmalarına hükmetti. Semerkant ahalisi savaşa yanaşmayarak, müslümanların şehirde kalmalarına razı oldular. Böylece müslümanlar, onların arasında yaşadılar. Bu örnek, İslâm adaletini ve müslümanların hakka ve adalete ne derece önem verdiğini açıkça gösterir. Gerçi biz, kendimizi Avrupa ile kıyaslamıyoruz. Çünkü küfür ile İslâm arasında kıyas olmaz. Fakat sadece, müslüman evlatlarımıza ecdadımızı tanıtmak ve İslâm düşmanlarının da yalan ve iftiralarını yüzlerine vurmak istiyoruz. Hiçbir galip ve muzaffer hükümdar, mağlup ettiği kimselere ikinci defa ve aynı şartlar altında yeni bir savaş hakkı tanımamıştır.

Yine İslâmiet’in ilk devirlerinden itibaren fakirlere, çalışamayan düşkünlere, dul ve yetimlere maaş bağlanmıştır. Bu durumu ilk defa ikinci halife Hz. Ömer (r.a) tesis etti. Belâzürî’nin Abdullah b. Salih b. Müslim’den naklen anlattığına göre maaş bağlama işi şöyle olmuştur: ”Ömer zamanında Irak ve Şam fethedilerek haraçları toplandıktan sonra Ömer, Resülullah’ın ashabını topladı. Onlara, ’Ben müstahak olana maaş bağlamayı düşünüyorum’ dedi. Sahâbîler ona, ’İsabetli bir fikirdir. Ey müminler emîri tayin et’ dediler. Bu şekilde Hz. Ömer hakkı olanlara belirli miktarda maaş bağlamıştır. Bu işi o kadar dikkatli bir şekilde yapardı ki birçoğunun maaşlarını kendi eliyle teslim ederdi.” Bize (kâtibi) Muhammed b. Sa’d, Vâkıdî’den, o da Hizâm b. Hişâm el-Kâ’bî’den, o, babasından şunu rivayet eder: “Ben Ömer b. Hattâb’ın yola çıktığında Huzaalaır’ın defterlerini kendisiyle beraber götürdüğünü gördüm. Ömer, Kudeyd’e geldiğinde bütün Kudeyd ahalisi, bu cümleden gerek dul ve gerek bâkire olsun bütün kadınlar Ömer’in yanına gelirler, Ömer, deftere kaydedilen miktarda onların ellerine maaşlarını verirdi. Ömer oradan kalkarak Usfân’a gelir, orada da aynı şeyi yapardı. O, ölünceye kadar bu şekilde hareket etti.” Bu maaş durumu büyük ve çocuklara, hatta emzikte bulunan bebelere göre ayarlanmıştı. Çocukların yaşı büyüdükçe, aylıkları da masraflarına göre artırılırdı.

Emzikte olan çocukların emzirme ve geçinme giderlerini hazineden öderdi. Savaşa giden askerlerin bakmak zorunda oldukları çoluk çocuklarının her birine belli bir miktar maaş bağlamıştı. Kendisine maaş bağlanmış olanlar öldüklerinde bu, vârislerine intikal ederdi.

İşte, İslâm adaleti, tümüyle asırlarca dünyaya hükmetmiş İslâm medeniyeti…

(Kaynak: Müslüman Bilim Adamları)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ