Renk seçin:


İyiliği Emredip Kötülükten Sakındırmak

İyiliği Emredip Kötülükten Sakındırmak

Allah-u Zülcelâl bazı ayet-i kerimelerde şöyle buyurmaktadır:

“Sizden; hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü engelleyen bir topluluk bulunsun. İşte, onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i İmran; 104) “İsrail oğullarından inkâr edenler, Davud’un ve Meryemoğlu İsa’nın diliyle lanetlendiler. Bu, onların isyan etmeleri ve aşırı gitmelerindendi. Onlar, yaptıkları kötülüklerden birbirlerini menetmiyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü idi.” (Maide; 78-79)

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem de şöyle buyurmuştur: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki ya; iyiliği emreder, kötülükten men edersiniz ya da çok sürmez Allah tarafından üzerinize bir bela gelir ki (belanın kalkması için) Allah’a dua edersiniz ama Allah dualarınızı kabul etmez.” (Tirmizî)

Hz. Ebu Bekir radıyallâhu anhu şöyle demiştir: “Ey insanlar; şu ayet-i kerimeyi mutlaka okumuş veya duymuşsunuzdur. ‘Ey iman edenler! Siz kendinizi koruyun. Siz doğru yolda olursanız, başkasının sapması size zarar vermez.” (Maide; 105) Siz bu ayet-i kerimeyi yanlış anlıyorsunuz. Ben Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellemin şöyle buyurduğunu duydum: “İnsanlar kötülük yapanı görüp te onu kötülükten uzaklaştırmazlarsa, Allah’ın azabı hepsini yakalayıverir.” (Ebu Davud, Tirmizî)

Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker, yani iyiliği emretme ve kötülükten sakındırmanın İslâm dininde çok büyük bir yeri vardır. Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker, vahyin bereketidir. O, yeryüzünden kalktı mı her tarafı cehalet sarar, sapıklık yaygınlaşır ve insanlar birbirlerine zulmederler. Şefkat ve merhamet ortadan kalkar, hak ve adalet kalmaz. Bundan dolayı insanlar helak olurlar. Yukarıdaki ayet-i kerime, bu vazifenin yapılmasını emrederek, vacip olduğunu bildirmiş ve aynı zamanda, bu vacibi ifa edenlerin kurtuluşa ereceğini haber vermiştir.

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Sizlerden her kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin. Eğer buna gücü yetmezse diliyle, bunu da yapamazsa kalbiyle onu reddetsin. Bu sonuncusu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim)

Huzeyfe radıyallâhu anhu şöyle demiştir: “Karşılaştığı kötülüğü eliyle, diliyle veya bunlara gücü yetmediği takdirde kalbiyle değiştirmeye çalışmayan bir kimse, yaşayan bir ölü gibidir.” Tabii insanlara emr-i bil maruf ve nehyi anil münker yapan kimselerin, hal ve hareketleri de bu söylediklerine uygun olmalıdır. Aksi takdirde insanlara etki etmeyeceği gibi, kıyamet gününde de şiddetli bir azaba müstahak olacaktır.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü bir adam getirilip ateşe atılır. Ateşte onun bağırsakları dışarı fırlar. Sonra o adam, eşeğin değirmen etrafında döndüğü gibi bağırsakları etrafında döner.

Bunun üzerine cehennem halkı, o adamın başına toplanıp: “Ey falanca! Senin bu halin nedir? Sen bize dünyada iyiliği emreder, kötülükten men ederdin?” diye sorarlar. Adam da der ki: “Bunları size emrederdim ama kendim yapmazdım. Sizi kötülükten menederdim, fakat kendim yapardım.” (Buhari, Müslim)

Mademki Allah-u Zülcelâl bize iyiliği emredip kötülükten menetmeyi emretmiştir, öyle ise bunu yapabilmek için birbirimize sevgi ve saygı ile muamele etmemiz lazımdır. Bir kimse, bize iyiliği söyleyip, bir kötülük yaptığımız zamanda uyarıda bulunduğu zaman, ona karşı minnet duymamız, nefsimize uyarak ters davranmamamız lazımdır.

Abdullah bin Mesud radıyallâhu anhu demiştir: “Allah’ın yanında günahların en büyüğü, bir kişinin birisine: “Allah’tan kork ve onun takvasında bulun!” dediği zaman, o kişinin: “Sen kendine bak” demesidir.”

Hz. Ömer radıyallâhu anhu şöyle demiştir: “İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onların içindeki âlimler, emri bil maruf ve nehyi anil münker yapmayacak. Ve diğer insanlar: “Ondan hayırdan başka bir şey görmedik!” diyecekler. Çünkü o âlimler, insanlar günah işlediklerinde onlara kızmayacak. Eğer kızsaydı, onlarla arası açılacaktı.”

Huzeyfe radıyallâhu anhu şöyle demiştir: “Bir gün Hz. Ömer’in yanına gittim. Çok mahzun olduğunu görünce: “Ya Emir el-Mü’minin! Neden böyle mahzunsun?” dedim. Bana dedi ki: “Ben bir kötülüğü yaparım da, siz beni büyük görüp, saygı gösterdiğiniz için beni o kötülükten menetmezsiniz. Onun için üzülüyorum.”

Ona dedim ki: “Eğer sen bir hata yaparsan, biz seni ondan men ederiz. Eğer bir daha yaparsan, o zamanda kılıçla seni ondan men ederiz.” Hz. Ömer, bu sözlerimi duyunca ferahladı ve dedi ki: “Elhamdülillah! Allah bana öyle kimseleri arkadaş yapmış ki, ben eğri olduğum zaman beni düzeltecekler.”

Şimdi bazı kişiler: “Biz zaten bir şey yapmıyoruz. Diğer insanlara ne söyleyeceğiz” diyebilirler. Oysa Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi veselleme: “Ya Resûlellah! Biz iyiliğin tümünü yapmadan, iyiliği emretmeyelim mi? Kötülüğün hepsinden de kaçınmadan kötülükten menetmeyelim mi?” diye sorulunca, buyurmuştur ki: “İyiliğin tamamını işlemezseniz bile, iyiliği emredin. Kötülüğün hepsinden kaçınmazsanız bile, insanları kötülükten sakındırın.” (Taberânî)

Bütün bunlara bakarak, üzerimizden vahyin bereketinin kalkmaması için Allah-u Zülcelâl’in emir ve nehiylerine sarılıp diğer insanlara da daima nasihatte bulunmamız lazımdır.

Kaynak: Temel Esaslar / Reyhani Yayınları                                                                                                                                     Müellif: Seyda Muhammed Konyevi Hz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ