Renk seçin:


Kabristana Bakan Pencereden…

Kabristana Bakan Pencereden…

Ben çok hikâyelere şahit oldum bu pencereden. Gidenin arkasından ağlayanı, uzun yol şoförü diye haber verilmeyip geldikten sonra babasının vefatını öğrenenleri…

Bir sabah vakti, işçiler yola koyulmadan mezarlık yolunu tutanları…

Kayınvalidesinin resmi ziyaretinin verdiği darlıktan bunalıp gizli gizli, ölen eşini ziyarete gidenleri…

Koca belediye başkanının barıştıramadığı kardeşlerin birisi vefat ettiğinde, bir diğerinin kardeşinin mezarı başında ağıt tutuşunu…

Tüm bunlara, mezarlığa bakan bu binaya taşındığımızdan bu yana, birkaç yılda şahit oldum.

Daha başka kimler çarpmadı ki gözümün seyir defterine. Hangi birini söylesem ki? Sırf yalnızlığı kaybolsun diye, mezar taşından medet dileyenleri mi?

Yoksa oğlunu Allah’a kurban edip sınır boylarına yollayan annenin, evladının şahadet haberini aldıktan sonra mezarlıklara küsmesini mi?

“Ben kardeşimi toprak altında göremem” deyip kendi kendini kardeşinin gurbette olduğuna inandıranları mı?

Bir iş dönüşü, dünya telaşından, az ileride yatan babalarının orada olduğunu unutanları mı yoksa unuttukça daha bir unutanları mı? …

Kaç kefendir süzdüğüm, bu kaç ağlayış, sinelere döküldüğünü gördüğüm. Kaç yırtık gömlek oldu şahit olduğum. Sabah aydınlandığı güneşin batışına yetişemeyen, kaç penceresiz ruhun vedalaşmadan ölümlerine şahit oldum! Oysaki şahit olmak, yaşamak kadar vebal yüklüymüş bunu bilmezdim. Belki bu yüzden, bu kadar, bu pencere önüne mahkûm bir hayatı solukluyorum.

Gelenler… Gideni daha bir uzağa gidenler…

Ardı sıra gidenlerin yolunu bir daha gelmeyecekmiş gibi gözleyenler…

İlkin cenaze geçer önümden, sonrası cemaat; ardından, geçerse birkaç kadın. Ama gelinler hiç uğramazlar bu alaya. Fakat mezarlık kuytularında tek dalı dayanağı eşini kaybetmiş genç kadınlar da görmüyor değilim.

Geçerler uzak bir köşeye, toprak atılana değin, içten içe feryatlar koparırlar göğüslerinden. Sonrası, herkes gider de bir onlar kalırlar. Bir vakit sonra, etraf iyiden iyiye tenhalaşır. Sonrası, kızıllık diz boyudur. Usulca az önce toprağa verdiği eşlerine yaklaşırlar. Sonrası, eğilip elleriyle toprağın soğukluğunu alırlar şuncacık göğüslerine…

Ardından, sessiz bir ağıttır o an bestelenir dillerine. Sonrası, yaslanıp bir ucuna mezarın, sessiz çığlıklar atarlar, ayrılıklarına…

Ayrıldıklarında, mezardan kaç muhayyelat yıkıp gerçeğin tam ortasına düşerler, saymadım! Çünkü o an, kalplerinde sır diye tuttukları neyleri varsa, artık tek şahidi olarak kendileri kalmıştır bu dünyada.

(Gülistan Dergisinden iktibas edilmiştir)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ