Renk seçin:


Kıyamet Günü Şefaat

Kıyamet Günü Şefaat

Enes radıyallahu anhudan rivayetle, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. O sırada İsa aleyhisselam gelerek:

– Ya Muhammed! İşte bütün Peygamberler sana ricaya geldiler. Allah’ın mahlûkatı -amellerine göre- ayırıp dilediği yere göndermesini, onların mahşerin öldürücü sıkıntısından kurtarmasını istiyorlar, der.

O gün insanlar gırtlaklarına kadar tere gömülürler. Mü’minlere serin bir hava olurken kâfirleri tamamen öldürücü sıkıntılar kaplar. İsa’ya:

– Ya İsa! Ben gelinceye kadar bekle! Der giderim. Arş-ı Âlâ’nın altına varınca hiç bir meleğin ve hiçbir Peygamberin görmediği şeylerle karşılaşırım. O sırada Allah Cebrail’e vahyederek (emir vererek):

– Git Muhammed’e söyle: “Başını secdeden kaldır. Dilediğini iste. İstediklerine şefaat et. Şefaatin kabul olunacaktır”  buyurur.

“O zaman ümmetime şefaat ederim. Önce (Şefaate hak kazananlardan) her doksan dokuz kişiden bir kişiyi kurtarırım. Rabbime yalvarmaya devam ederim. Hatta Rabbim bana: “Ümmetinden bir gün dahi gönülden ‘Lâilâhe illallah’ deyip o imanla ölenleri dahi şefaatinle cennete koy!’ deyinceye kadar yerimden kalkmam.” (Ahmed bin Hanbel)

Hz. Peygamberin Şefaati

Ebu Hureyre radıyallahu anhu şöyle anlatıyor: “Resulullah sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte olduğumuz bir ziyafette ona kızarmış bir kuzu kolu ikram edildi. Kol, kürek etini severdi. Ondan dişi ile bir parça kopardı, şunları söyledi:

“Kıyamet gününde insanların efendisi benim. Neden böyle olacak biliyor musunuz? O gün Allah ilk ve son gelen bütün insanları bir alanda toplar. Bakan herkes onları görür. Her seslenen de sesini onlara duyurur. Güneş onlara iyice yaklaşır. O gün insanların keder ve sıkıntısı tahammül edilemeyecek kadar artar. O zaman insanlar birbirlerine şöyle seslenirler:

– Ne hale geldiğinizi görüyor musunuz ne denli sıkıntılara düştünüz? Rabbinizin katında size şefaat edecek kimse göremiyor musunuz? Bunun üzerine birbirlerine:

– Babanız Adem şefaat eder, derler. Hemen ona giderek:

– Ey Adem! Sen bütün insanların babasısın. Allah seni kudret eli ile yarattı, sana ruhundan nefh etti (üfledi). Meleklere de sana secde etmelerini emretti. Sana secde ettiler. Seni cennete yerleştirdi. Bize şefaat ederek bizi bağışlaması için Allah’a niyaz etmez misin? Üzücü halimizi ve ne denli sıkıntıya düştüğümüzü görüyorsun, derler.

Adem aleyhisselam da onlara şöyle cevap verir:

– Rabbim bugün öyle gazaplı ki, şimdiye kadar böylesine               gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böylesine gazaplanmaz. Bana yasak olan ağaca yaklaşmamamı emretti, dinlemedim. O’na asi oldum. Kendimi, kendimi kendimi düşünüyorum. Halim ne olacak? Benden başkasına gidin. Nuh Peygamber’e gidin. Bunun üzerine Nuh aleyhisselama giderek:

– Ey Nuh! Sen yeryüzüne gönderilen ilk Resuldün. Allah seni, çok şükreden kul diye isimlendirdi. Halimizi, ne denli sıkıntıya düştüğümüzü görüyorsun. Rabbin katında bize şefaat etmez misin? Derler. O da:

– Rabbim bu gün öyle gazaplı ki, şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böyle gazaplanmayacaktır. Benim kabul olacak bir duam vardı. Onu kavmim aleyhinde ettim. Kendi nefsimi, kendi nefsimi, kendi nefsimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. İbrahim’e gidin, der.

Bunun üzerine İbrahim aleyhisselama giderek:

– Sen Allah’ın Nebisi ve yeryüzü halkından O’nun tek dostusun. Rabbine niyaz ederek bize şefaat et. Bizim halimizi görüyorsun, derler. O da şöyle der:

– Rabbim şimdiye kadar gazaplanmadığı bir tarzda gazaplanmıştır. Bundan sonra da böylesine gazaplanmaz. Ben Rabbime karşı edebe aykırı bir şey yapmış olabilirim. Kendi halimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. Musa Peygambere gidin, der. Onlar da Hz.Musa aleyhisselama giderek:

– Ya Musa! Sen Allah’ın Resulüsün Allah seni kelamı ve Peygamberliği ile insanlara üstün kıldı. Rabbin katında bize şefaatçi ol. Halimizi görüyorsun, derler. O da:

– Rabbim öyle gazaplı ki, şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böyle gazaplanmayacaktır. Ben, kendi akıbetimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. İsa’ya gidin, der. Onlar da Hz.İsa aleyhisselama giderek:

– Ya İsa! Sen Allah’ın Resulü, Meryem’e -babasız- lütfettiği kelimesi ve O’nun ruhusun. Seninle ölülere can verir. Mucize olarak, insanlara beşikte konuştun. Bize şefaat et. Halimizi görüyorsun, derler. Bunları dinleyen Hz.İsa:

– Rabbim bu gün öyle gazaplı ki, şimdiye kadar böyle gazaplanmamıştır. Bundan sonra da böyle gazaplanmaz, dedi. Hiçbir günah işlediğini söylemeden sözüne şöyle devam etti:

– Kendi nefsimi, kendi nefsimi, kendi nefsimi düşünüyorum. Benden başkasına gidin. Muhammed sallallahu aleyhi veselleme gidin.

Diğer Peygamberlerden ümidini kesen mahşer halkı, Hz. Muhammed sallallahu aleyhi veselleme giderek:

– Ya Muhammed! Sen Allah’ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncususun. Allah, geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir. Bizleri yarlığaması için Rabbine niyaz eyle, bizlere şefaat et. Ne halde olduğumuzu görüyorsun, derler.

Bunun üzerine aralarından ayrılır, Arşı Ala’nın altına giderek, Rabbim için secdeye kapanırım. Ondan sonra Allah bana kendisini-hamd-ü sena etmem için öyle tecelli eder ki, benden önce hiç kimseye öyle tecelli etmemiştir. Daha sonra:

– Ya Muhammed! Başını kaldır. Dile, dilediğin verilecektir. Dilediğine şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır, denilir. O zaman başımı secdeden kaldırır:

– Ya Rabbi! Ümmetimi, Ya Rabbi! Ümmetimi bağışla, derim. Bu münacatımın üzerine bana:

– Ya Muhammed! Ümmetinden -asla hesaba çekilmeyecekleri cennet kapılarından sağ kapıdan cennete gönder. Onlar isterlerse herkes gibi diğer kapılardan da girebilirler, denilir. Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi vesellem bunları anlattıktan sonra şöyle buyurdu:

– Kudret ve iradesi ile yaşadığım Allah’a yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanatlarının arası, Mekke ile Hacer arası kadardır. Yahut Mekke ile Busra arası kadardır. (Buhari, Müslim)

Dersler ve İbretler

Kıyamet gününde peygamberlerin, evliyaların ve meleklerin şefaati vardır ve haktır. Fakat insan buna güvenerek günah yapmamalıdır. Çünkü yapılan günahlar insanın imanının gitmesine sebep olabilir. İnsan günah yapa yapa imansız kalabilir. Özellikle ölüm anında, günah işlemekten zayıflayan iman ölümün ağırlığına dayanamayabilir.

Bu şuna benzer. Bir insan kuyudan çok ağır bir kovayı yukarı çekmek istediğinde ipinin çok sağlam olması lazımdır ki ipi kopmasın. Eğer o kişi ipini bıçakla inceltmişse o ip kovayı taşımaz. Bunun gibi ölüm de çok ağır, çok zor bir olaydır.

İnsan günah yapa yapa imanını zayıflatmışsa imanı ölüm acısının ağırlığına dayanamaması ve şeytanın onu bu sırada imansız göndermek için verdiği vesveselere kanması sonucu gidebilir. İmansız olan bir kişiye ise peygamberlerin ve evliyaların şefaati yoktur. Bununla ilgili şöyle bir hikâye vardır.

Fudayl bin İyaz’ın bir talebesi vardı. Sekeratı (ölüm anı) geldi. Fudayl onun yanına geldi. Ona Yasin suresi okudu. O hasta talebe ona okuma dedi. Fudayl ona Kelime-i Kevhid söyledi. O talebe ona ben onun ehli değilim, bana bunu söyleme dedi ve öldü. Fudayl buna çok hayret etti, üzüldü. Evine kapandı, ağladı. Kırk gün dışarı çıkmadı. Talebenin niçin imansız gittiğini merak ediyordu.

Bir gün onu rüyasında gördü. Baktı ki cehennem ateşinin içinde yuvarlanıyor. Ona, “İman senden niçin alındı?” Diye sordu. O, benden iman üç şey sebebi ile alındı, dedi. Bunları şöyle açıkladı: “Birincisi, nemime (koğuculuk). Sana bir türlü söylüyordum, talebelere başka bir türlü söylüyordum. İkincisi, talebeleri kıskanıyordum. Üçüncüsü, benim bir hastalığım vardı. Doktor bana senede bir bardak içki içmemi söyledi. Ben de içiyordum.”

İşte, buradan anlaşılıyor ki, kişi nasıl olsa, “Benim imanım var, bana şefaat edilecektir” diye günah işlememelidir. Çünkü işlenen günahlar, insanın imansız olarak ölmesine sebep olabilir. O zaman insana, peygamberlerin ve evliyaların şefaati de olmaz. Bu şefaate nail olmak için Allah’ı, peygamberleri ve evliyaları sevmek lazımdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ