Renk seçin:


Kötülüğe İyilikle Karşılık Vermek

Kötülüğe İyilikle Karşılık Vermek

Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “İyilikle kötülük bir değildir. O halde kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur. (Fussilet; 34)

“Kötülüğü en güzel şekilde önle.” Bu ayet-i kerimede, insanın karşılaştığı herhangi bir kötülüğü en güzel şekilde savuşturması emredilmektedir. İnsanoğlu, nefsinin isteklerine uyduğunda, kendisine kötülük yapana kötülükle karşılık vermek ister. İçindeki öç alma duygusu onu dürtükler. Oysa ayet-i kerimede beyan edildiği üzere Allah-u Zülcelâl biz kullarından bunu istemiyor. Üstelik; “Kötülük edeni bağışla” bile demiyor “en güzel şekilde önle” diyor. Çünkü Allah-u Zülcelâl katında, kötülük edene iyilikle karşılık vermek, onu bağışlamaktan da güzeldir.

Bir önceki ayette; “İyilikle kötülük bir değildir.” Diyerek Allah-u Zülcelâl iyiliğin ne derece üstün olduğunu bildiriyor. El-Baki der ki: “Burada, Allah-u Teâlâ güzel ahlâkla kötü ahlâkın bir olmadığını beyan ediyor. Bizlere kötü ahlâkı bırakıp, iyi ahlâka sarılmamızı emrediyor. Ahlâkın en güzeli, hilim sahibi olmaktır.

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, Eşec-el Abdi radiyallahu anha şöyle demiştir: “Sende Allah’ın sevdiği iki haslet vardır; biri hilm diğeri de teennidir” (Müslim, Ebu Davud)

Bu hadis-i şerif hilmin ne kadar önemli olduğunu bizlere bildiriyor. Allah-u Zülcelâl’in sevdiği kullarından olmak için hilm sahibi olmamız lazımdır. Çünkü ancak bu sayede düşman dost, uzak yakın olur. Kişi gazabını hilmi ile savuşturur. Zulmü bağışlayarak, kötülüğü de keremiyle önlerse, bu takdirde karşısındaki düşmanını ve Allah-u Zülcelâl’in rızasını kazanır.”

Eğer bu ahlâka sahip değilsek de Allah-u Zülcelâl’den isteyelim. O bize sevdiği bu ahlâkı verecektir inşallah-u teala.

Bu konuda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Senden ilişkisini kesenle sen ilişki kur.

”Sana zulmedeni bağışla, sana kötülük edene de iyilikle mukabelede bulun.” (İbn Neccar) Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ümmetini bir konuda uyardığı ya da onlara bir şeyi tavsiye ettiğinde, bunu mutlaka önce kendi uygulamış, sonra ashabına emretmiştir. “O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur.” Bu ayet-i kerime, kötülüğü iyilikle savuşturmanın sonucunu beyan etmektedir. Buna göre burada denmiş oluyor ki eğer böyle yaparsan, karşına dikilen düşmanın, sana şefkatle yaklaşan dostun gibi olur.

“Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur.” Bu özelliğe ve bu ahlâka, bu kötülüğe iyilikle mukabele etme şanına, sabırlı olan kimseler kavuşturulur. Çünkü böyle mukabele huyu ve özelliği, insanı intikamdan alıkoyar. “Buna, ancak” faziletlerden ve ruhani kuvvetlerden “büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.” Çünkü intikamla meşgul olmak, ancak nefiste duyulan bir zaaftan kaynaklanır.

Hülâsa olarak bu güzel ahlâka erişmek için nefsi kötü hasletlerden temizlemek gerekir. Ayet-i kerimede sabreden kimseler bundan dolayı methedilmektedir. “Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa” hemen onun şerrinden “Allah’a sığın” ona boyun eğme, çünkü Allah senin sığınmanı işitendir. Niyetini bilendir.”

Derin tefekkürle düşünürsek şeytanın vesvesesi, herhangi bir hayvanı dürtmeye benzetilmiştir. Çünkü vesvese, insanı kötülüğe sevk eder ve yapılmaması gereken şeyi yaptırıp kulu günaha sokmak için uğraşır. Buna göre, ayet-i kerimenin manası: “Şeytan sana vesvese verir ve kötülüğü iyilikle savuşturma yolunda sana verilen tavsiyeden seni çevirmeye kalkışır ve aksini yapmaya çağrıda bulunursa, bu takdirde onun şerrinden kaçın.”

İnsanı Allah-u Zülcelâl’den uzaklaştıran en önemli tehlike nefis, şeytan ve dünyadır. Nefis, şeytan ve dünya, en büyük engeldir. İnsanların birbirine karşı nefislerini ön plana çıkarması da böyledir.

Hz. Yusuf aleyhisselamı kıskanan kardeşleri, onu öldürmek kastıyla kuyuya attılar. Hz. Yusuf, Allah’ın inayetiyle kuyudan sağ salim kurtuldu, nihayetinde Mısır’a aziz oldu.

Yıllar sonra, kardeşleri kendisine muhtaç bir halde gelip onun kim olduğunu bilmeden yardım istediler; Hz. Yusuf onları tanımıştı ve vakti gelince de kendini tanıtmıştı. O’nu öldürmek isteyen kardeşlerinden intikam alabilirdi. Güç ve kuvveti vardı. Emrinde hizmetçiler, askerleri vardı fakat O, bir peygamberdir ve kötülükleri affetmek, hatta iyilikle mukabele etmek peygamber ahlâkıdır. İşte o da kardeşlerini af etti, onlara ihsanda bulundu.

Kuran-ı Kerim’de bildirildiği üzere Yusuf aleyhisselam kardeşlerine, “Bugün sizi kınayacak, serzenişte bulunacak değilim! Ben hakkımı helal ettim, Allah da sizi affetsin. Çünkü merhamet edenlerin en merhametlisi O’dur. Şu gömleğimi alın, babamın yanına varıp onun yüzüne sürüverin; o zaman gözü açılacaktır. Sonra da bütün çoluk çocuğunuzla buyurun, yanıma gelin.’’ (Yusuf; 92-93) dedi.

Kötülüğe iyilikle karşılık vermek nefse çok ağır gelebilir. Allah-u Zülcelâl’in rızasını isteyen kimse, nefsine baskı yapar, kendisine kötülükle muamele eden kimseye iyilikle karşılık verir. Ayet-i kerimede de belirtildiği gibi böyle davranmak Allah-u Zülcelâl’in emridir.

Seyda Muhammed Konyevi (k.s)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ