Renk seçin:


Kötülüğe İyilikle Karşılık

Kötülüğe İyilikle Karşılık

İyilikle kötülük bir değildir. O halde, kötülüğü en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur. Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur. Eğer, şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın. Çünkü O her şeyi işitir ve bilir.” (Fussilet; 34-36)

Bu ayet-i kerimede insanın karşılaştığı herhangi bir kötülüğü en güzel şekilde savuşturması emredilmektedir. İnsanoğlu, nefsinin isteklerine uyduğunda, kendisine kötülük yapana, kötülükle karşılık vermek ister. İçindeki öç alma duygusu onu dürter. Oysa ayet-i kerime bunu istemiyor. Üstelik “Kötülük edeni bağışla.” Bile demiyor. “En güzel şekilde önle.” diyor. Çünkü Allah-u Zülcelâl katında kötülük edene iyilikle karşılık vermek, onu bağışlamaktan da güzeldir. Bir önceki ayette “İyilikle kötülük bir değildir.” diyerek, Allah-u Zülcelâl iyiliğin önemini vurguluyor.

Bu konuda, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Senden ilişkisini kesenle sen ilişki kur. Sana zulmedeni bağışla, sana kötülük edene de iyilikle mukabelede bulun.” (İbn-i Neccar)

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem, ümmetini bir konuda uyardığı ya da onlara bir şeyi tavsiye ettiğinde, bunu mutlaka önce kendi uygulamış, sonra, ashabına emretmiştir. “O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur.” Bu ayet-i kerime, kötülüğü iyilikle savuşturmanın sonucunu beyan etmektedir. Buna göre, burada denmiş oluyor ki eğer böyle yaparsan, karşına dikilen düşmanın, sana şefkatle yaklaşan dostun gibi olur.

El-Baki der ki: “Burada, Allah-u Teâlâ güzel ahlakla kötü ahlakın bir olmadığını beyan ediyor. Bizlere kötü ahlakı bırakıp iyi ahlaka sarılmamızı emrediyor. Ahlakın en güzeli, hilim sahibi olmaktır. Çünkü ancak bu sayede düşman dost, uzak yakın olur. Kişi gazabını hilmi ile savuşturur, zulmü bağışlayarak, kötülüğü de keremiyle önlerse bu takdirde karşısındaki düşmanını kazanır. Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur.”

Bu özelliğe ve bu ahlaka, bir başka ifadeyle kötülüğe iyilikle mukabele etme şanına, sabırlı olan kimseler kavuşturulur. Çünkü böyle mukabele huyu ve özelliği, insanı intikamdan alıkoyar.

“Buna, ancak” faziletlerden ve ruhani kuvvetlerden “büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.” Çünkü intikamla meşgul olmak, ancak nefiste duyulan bir zaaftan kaynaklanır. Kısaca ifade etmek gerekirse bu, nefsi temizlemeyi gerektirir. Ayet-i kerimede sabreden kimseler bundan dolayı methedilmektedir.

“Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa” hemen onun şerrinden “Allah’a sığın” ona boyun eğme, çünkü Allah senin sığınmanı “işitendir” niyetini “bilendir.”

Dikkat çekici bir şekilde burada, Şeytanın vesvesesi, herhangi bir hayvanı dürtmeye benzetilmiştir. Çünkü vesvese, insanı kötülüğe sevk eder ve yapılmaması gereken şeyi yapmaya teşvik eder. Buna göre, ayet-i kerimenin manası: “Şeytan sana vesvese verir ve kötülüğü iyilikle savuşturma yolunda sana verilen tavsiyeden seni çevirmeye kalkışır ve aksini yapmaya çağrıda bulunursa bu takdirde onun şerrinden kaçın.”

İnsanı Allah-u Zülcelâl’den uzaklaştıran en önemli tehlike nefis, şeytan ve dünyadır. Nefis, şeytan ve dünya, en büyük engeldir. İnsanların birbirine karşı nefislerini ön plana çıkarması da böyledir.

 

Kötülüğe iyilikle karşılık vermek nefse çok ağır gelebilir. Allah-u Zülcelâl’in rızasını isteyen kimse, nefsine baskı yapar, kendisine kötülükle muamele eden kimseye iyilikle karşılık verir. Ayet-i kerimede de belirtildiği gibi böyle davranmak Allah-u Zülcelâl’in emridir.

Ukbe bin Cüheni radıyallâhu anhu şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem bana buyurdu ki: ‘Ey Ukbe, sana dünya ve ahiret ehlinin ahlakının en üstününü haber vereyim mi?

Senden sıla-yı rahimi kesene, sen sılayırahim yap; seni mahrum edene ver; sana zulmedeni affet.” (Ahmed bin Hanbel, Hakim, Taberani)

Nefis ateş, kalp ise su gibidir. Nefis kızınca harareti yükselir, ona kızgın bir nefisle karşılık verilince de ateşe ateş katılmış olur. Bu durumda iki nefis de azar ve kontrolden çıkar. Alevlenen ateşin nereyi yakacağı bilinmediği gibi öfkeli insanın da ne yapacağı kestirilemez. Böyle bir durumda sevinen tek taraf şeytandır. Bu tür kızgınlık anlarında taraflar geri adım atmalı, susmalı, hatta birbirlerinden özür dilemelidir.

İbn Müseyyeb radıyallâhu anhu şöyle anlatmıştır: “Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem ashabı ile otururken, bir adam Ebu Bekir radıyallâhu anhuya üzücü sözler söyledi. Hz. Ebu Bekir ses çıkarmadı. Adam biraz sonra, tekrar kırıcı sözler söyledi. Ebu Bekir yine sustu. Üçüncü kez aynı sözleri söyleyince, Ebu Bekir radıyallâhu anhu karşılık verdi, bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem ayağa kalktı. Ebu Bekir radıyallâhu anhu: ‘Bana kırıldın mı? Ya Resûlellah!’ deyince, Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “… Gökten bir melek indi. Sana kötü laf söyleyeni yalanlıyordu. Sen karşılık verince melek gitti, yerine şeytan oturdu. Ben de şeytanla oturacak değilim. Onun için kalktım.” (Ebu Davud)

Görüldüğü üzere, kötülüğe kötülükle karşılık vermek, Peygamberimizi ve melekleri hoşnut etmezken şeytanı sevindirmiştir. Bir sefer esnasında, Efendimiz ağacın dibinde istirahat ederken, düşman ordusundan Gavres adında bir kimse gizlice yanına yaklaştı, elindeki kılıçla Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellemi uyandırdı:

– Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak? Dedi. O hiç telaşsız:

– Allah, dedi. Adamın eli titremeye başladı, kılıç düştü. Bu sefer

Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem kılıcı alıp:

– Şimdi seni benden kim kurtaracak? Diye sordu. Gavres:

– Ya Muhammed (sallallâhu aleyhi vesellem)! Burada bir iyi var bir de kötü; sen iyiliği seç, dedi. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem de her zamanki gibi iyiliği seçerek onu affetti. Adam:

– Ver elini sana biat edeyim, deyip müslüman oldu. Efendimiz kavmine dönmesine müsaade etti. Gavres, kavmine varınca:

– Vallahi, ben insanların en sevimlisinin yanından geliyorum, dedi.” (İbn-i Hişam)

Ayet-i kerimede belirtildiği gibi, en azılı düşman, kötülüğüne karşı iyilik karşısında eriyip bitmiş ve bir anda canını uğrunda feda edecek derecede Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi veselleme bağlanıp onu sevmiştir.

Mademki bizler de Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellemin ümmetindeniz, o halde bizlerin de Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem gibi, kötülüğe iyilikle karşılık vermemiz lazımdır. Bizler iyi oldukça, Allah-u Zülcelâl bizim çabamızı boşa çıkarmaz.

 

Kaynak: Temel Esaslar – Reyhani Yayınları                                                                                                                           Müellif: Seyda Muhammed Konyevi Hz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ