Renk seçin:


Kurtar Beni Nureddin!

Kurtar Beni Nureddin!

Selçuklu Atabeyi Nüreddin Mahmud Zengi’nin karşısında bozguna uğrayan Haçlılar Müslümanları moral cihetiyle çökertebilmek için Allah Rasülü’nün mübârek bedenini mezarından kaçırıp Avrupa’ya götürmek için iki kişiyi görevlendirdi. İyi derece Arapça konuşan ve Mağribli kıyafetiyle Medine’ye giden bu iki şahıs orada Ravza-i Mutahhara’nın kıble tarafına yerleşti; emellerine ulaşabilmek için haftalarca her şeyi tam bir Müslüman gibi yaptı. O kadar ki, Nureddin Zengi sorduğunda, Medineliler şöyle diyerek onları tezkiye edecekti: “Bunlar sürekli oruç tutar, beş vakit namazı Ravza’da kılar, Efendimiz’in kabrini ziyaret eder. Her sabah, içinde on bin Sahâbe yatan Bâkî’ Kabristanı’na; her cumartesi de Kuba Mescidi’ne gider ve asla hiçbir dilenciyi geri çevirmezler.”

Kıtlık yılında yaptıkları infaklarla Ehl-i Medine’nin güvenini kazanan bu iki Hristiyan, her gece evlerinden Allah Rasülü’nün kabr-i şerifine doğru tünel kazmakta, çıkan toprağı da üzerlerinden hiç çıkarmadıkları Mağribilerin giydiği abanın içinde kamufle ederek Bakî’ mezarlığına götürmekteydiler. Ne yaptıklarını soranlara ise, mezarlığı ıslah ettiklerini söylemekteydiler.

Tünelin, Allah Rasülü’nün  kabrine yaklaştığı günlerde Nureddin Zengi teheccüdü kılıp evrâd-u ezkârını okuduktan sonra istirahate çekilir. Uykuya daldığı esnada rüyasında Allah Rasülü  zuhur edip bu iki kumral adamı gösterir ve “Bana yardım et, beni bu iki adamdan kurtar!” buyurur. Nureddin Zengi korkuyla uyanır, abdest alır, namaz kılar ve tekrar uyur. Aynı rüyayı görür, uyanır, namaz kılar ve uyur. Ardından rüyayı üçüncü defa görünce kalkar, “Uykum kaçtı.” der. Gece, veziri Cemâleddin Mevsılî’ye, adam gönderip çağırtır, rüyasını ona anlatır ve görüşünü sorar. Vezîr de, “Neden duruyorsunuz ki? Medine-i Münevvere’ye hareket ediniz, gördüklerinizi de kimseye anlatmayınız Sultanım!” der. Nureddin Zengi gecenin devamında yol hazırlığı yapar, kimseye duyurmadan yanında veziri, Medine halkına dağıtılmak üzere çok sayıda mal ve 20 süvari olduğu halde Şam’dan Medine’ye doğru yola çıkar. 16 günde Medine’ye ulaşır. Şehrin dışında gusül abdesti alır sonra Ravza’ya gidip namaz kılar ardından da Allah Rasulü’nün kabrini ziyaret eder. İnsanların mescitte toplandığı, onunsa ne yapacağını bilmez bir halde oturduğu bir esnada vezir Cemâleddin şöyle diyerek halka seslenir: “Sultan, Efendimiz’i ziyârete geldi. Ehl-i Medine’ye de sadaka babından mühim hediyeler getirdi. Şimdi tüm Medîne’lilerin isimlerinin yazılı olduğu bir liste hazırlayınız!” Yetkililer halkın tamamının olduğu bir liste hazırlar. Sultan da hediyelerini almaları için listede adları bulunanların huzura çıkmalarını emreder. Herkes listeye göre gelip Sultan’ın huzuruna çıkıyor, hediyesini alıp gidiyordu. Bu sırada Sultan hediye almak için huzura çıkanların yüzüne dikkatle bakıyor, Allah Rasülü’nün rüyada kendisine gösterdiği o iki adamı arıyor lakin bulamıyordu. Hediye verdiğine ayrılmasını söylüyor, alanı boşaltıyor, dikkatlice bakıyor fakat yine de rüyadaki gibi bir adama gözleri ilişmiyordu. Nihâyet herkes hediyesini aldı, listede adı olanlardan kimse kalmadı. Lakin Sultan hâlâ rüyasındaki iki kişiyi göremedi. Bunun üzerine çevrede bekleyen Medineliler’e, “Sadaka almayan kimse kaldı mı?” diye sordu. Onlar da, “Hayır” dedi. Sultan, “İyice düşünün!” dedi. Bunun üzerine, “Hiç kimseden bir şey almayan Faslı iki kişi var. Onlar da muhtaçlara çokça sadaka veren salih ve zengin iki zattır.” dediler. Sultan bunları duyunca rahatladı. “O iki kişiyi derhal bana getirin.” diye emretti. Az bir zaman sonra iki kişi getirildi.

Mağribîler Sultan’ın huzuruna girince ortalığı derin bir sessizlik kapladı. Nureddin Zengi’nin karşısında Allah Rasülü’nün işaret buyurup, “Beni bunlardan kurtar!” dediği iki kumral adam duruyordu. Sultan bir müddet sonra toparlandı; onlara nereli olduklarını sordu. Onlar da “Mağrib’teniz. Hacc için geldik ve bu seneyi Allah Rasülü’nün yanında geçirmek istedik.” dediler. Bunun üzerine Sultan, “Bana doğru söyleyin!” diye onları ikaz etti. Onlar ise ısrarla doğru söylediklerini iddia ettiler. Sultan, “Peki eviniz nerede?” diye sordu. “Mescidin yakınında bir ribatta kalıyoruz.” dediler. Sultan ikisini derdest edip birlikte onların evine gitti. Evde her şey normaldi. Medineliler de onların hayır sahibi olduklarına şehadet etmekteydi. Nureddin Zengi, “Subhanallah! Rüyada gördüklerimden bir şey ortaya çıkmadı.” diye mırıldandı. Evin içerisinde dolaşırken yerde serili bir hasır gördü; eğilip kaldırdı. Tam bu noktada Allah Rasülü’nün kabrine doğru giden bir tünel gördü. Kilise’nin bu iki görevlisi suçlarını itiraf edince Nureddin Zengi de onları idam etti. (Tarihu’l-Mescidi’n-Nebeviyyi’ş-Şerif)

Kur’an-ı Kerim’le Allah Rasülü üzerinden hesaplaşan Kilise, merkezinde Peygamber olmayan bir dinin dağılacağını düşündüğünden her vesileyle oklarını Allah Rasulü’ne çevirdi. Lakin “Allah seni insanların (tuzaklarından) koruyacaktır. Şüphesiz ki Allah o kâfirler topluluğunu (hakkında kurdukları planlar noktasında) gayelerine ulaşmaktan mahrum bırakacaktır.” (Maide, 67) âyeti tecelli etti; Peygamberini yaşarken koruyan Allah Azze ve Celle, vefatından sonra da O’nu muhafaza etti. Madde planında hedeflerine yaklaştıkları anda Nureddin Zengi’yi vasıta kılarak onlara ölümü tattırdı.

Nureddin Zengi hadisenin bir daha tekrar etmemesi için Allah Rasülü’nün kabri etrafına derin bir hendek kazdırdı. Sonra da bu hendeğe eritilmiş kurşun döktü; Kilise görevlilerinin açtığı tünel de kapatıldı. Medine’de Müslümanlar rahatladı; Kur’an-ı Kerim’le Allah Rasülü üzerinden hesaplaşan Kilise’nin payına ise matem düştü.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ