Renk seçin:


Nefisle Mücadele ve Mücahede

Nefisle Mücadele ve Mücahede

Allah-u Zülcelâl’in rızasını arayan kimsenin görevi, nefsini terbiye etmek suretiyle ıslah etmeye çalışmaktır. Bazı müslümanlar: “Allah-u Zülcelâl Ğafur’ur Rahimdir, nasıl olsa bizi af eder.” diyerek aldanırlar ve görevlerini yerine getirmezler. Oysa Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede; “Ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr; 99} buyurmuştur. Bu ayet-i kerimeden de anlaşıldığına göre, insan son nefesini verinceye kadar, nefsi ile mücadele etmeli ve Allah-u Zülcelâl’in emir ve nehiylerini yerine getirmek için gayret göstermelidir.

Her ne kadar ümit etmek güzel bir hal ise de, hiçbir şey yapmadan sadece ümit etmek çok yanlıştır. Çünkü Allah-u Zülcelâl başka bir ayet-i kerimede; “İnsan için çalışıp kazandığından başka bir şey yoktur.” (Necm; 39} buyurmuştur.

Akıllı kimse, nefsini hakir görüp ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Aciz kimseyse, nefsinin arzu ve isteklerine uyan, sonra da Allah-u Zülcelâl’in rahmetini ümit edendir.

Maalesef, kendimize ve dinimize çok yabancıyız. Hâlbuki Allah-u Zülcelâl bize her şeyi inceden inceye bildirmiştir. Allah-u Zülcelâl’e yaklaşmanın yollarını aramamız lazımdır. Bu da ancak nefsimizi tanımakla mümkündür. Onun için daima bir nöbetçi gibi nefsimizi gözetlememiz lazımdır. Nitekim Hz. Ali radıyallâhu anhu şöyle demiştir; “Ben daima bir bekçi gibi nefsimi bekliyordum. Nasıl bir koyun sürüsü aç olduğunda, çevrede bulunan yeşilliklere yönelirse, benim nefsim de günahlara meyledip yönelir korkusuyla, onun başında nöbetçi gibi bekliyordum.”

Onun bu sözü bizim için ne güzel bir ilaçtır. Onlar Allah-u Zülcelâl’in emir ve nehiylerini ince ince yerine getirdikleri halde böyle davranıyorlardı. Onlar böyle yaptıkları halde, bizim hiçbir şey yapmadan, sürekli olarak nefsin arzu ve isteklerinin peşinden gidip, sonra da Allah-u Zülcelâl’in cennetini istememiz çok büyük bir hatadır.

Her kim nefsini sever, onunla mücadele etmez ve ona güvenirse, bu, o kimsenin dinini bilmediğinin, nefsinin ne kadar büyük bir düşmanı olduğunun farkında olmamasının alametidir. Onun içindir ki; Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede; “O müminlerin çoğu (nefsin günaha meyilli olarak yaratıldığını] bilmiyorlar.” (Yunus; 13) buyurmuştur. Bu ayet-i kerimenin ışığında, nefsimizin bize düşman olduğunu, şayet onunla mücadele etmezsek, bizi doğruca ateşe götüreceğini bilmemiz lazımdır.

Bu dünyada Allah-u Zülcelâl’in emir ve nehiylerini terk edip, uyarılarına rağmen, hesap gününü unutarak nefislerinin arzularına uyup, Allah-u Zülcelâl’in dosdoğru ve saadete götüren yolundan ayrılanlara, kıyamet gününde büyük ve çetin bir azap vardır.

Allah-u Zülcelâl nefsimize uymamamız ve ölünceye kadar onunla mücadele edip, terbiye etmemiz için bizi uyararak; “Allah’ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmaları yüzünden şiddetli bir azap vardır.” [Sa’d; 26] buyurmuştur.

Bütün kötülüklerin başı, nefsin isteklerine uymaktır. Onun için İmam-ı Şafi şöyle demiştir; “Önünüze gelen iki işten hangisi doğru hangisi yanlış diye karar veremediğiniz zaman, nefsinizin meyletmiş olduğu işin tersini yapın. Çünkü nefis, insanı daima kötülüğe teşvik eder.”

Çakmak taşında ateş nasıl gizli ise nefsin istekleri de kalpte öyle gizlidir. Kim ki dünyaya nefsinin gözüyle bakarsa, daha dünyadayken kendi ateşini kendi eliyle tutuşturmuş demektir. Onun için nefsimiz bizden bir şey istediği zaman:

“Ey nefsim! Sen başka insanların küçük kusurlarına bakarak, güya daha fazla azmasınlar diye, onları azarlıyorsun ama kendini unutuyorsun. Oysa ıslah olmak ve Allah-u Zülcelâl’in rızasına giden cennet yolunda bir mesafe kat edebilmek için bizzat senin çaba göstermen lazım. Çünkü yaptığın hata ve günahlar ahiretini mahvediyor, gittiğin yoldan seni geri bırakıyor. Böyle düşünürsen, baki olan ahiret nimetlerini kaybetmenin ne kadar büyük bir tehlike 01duğunu açıkça görürsün.” Diye ona seslenmemiz gerekmektedir.

Seyda Muhammed Konyevi Hz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ