Renk seçin:


Ninova Halkı ve Pişmanlığı

Ninova Halkı ve Pişmanlığı

Ninova ahalisi, putlara ve heykellere tapıyorlardı. Çok zalimdiler. Yunus (a.s)  tevhide davet etmeye başlayınca, kendisine sadece iki kişi iman etti. Biri alim ve hakim, öteki abid ve zahiddi. Diğerleri Hz. Yunus (a.s)’a:

-‘’Aramızda bu kadar kahin, alim ve sanatkarlarımız varken, sen tek başına ortaya çıkıyor, atalarımızın yoluna yanlış olduğunu söylüyorsun! Tanrılarımızı inkar ediyorsun! Sen kimsenin alışkan olmadığı hükümlerle ayağımızı mı bağlamak istiyorsun?!’’ dediler.

Anca bu sözlerle de yetinmeyip Yunus (a.s)’a türlü eza ve cefa da bulundular. Hz. Yunus ise, onların yaptıklarına tahammül ve sabır gösteriyordu, kendilerine yine merhamet le tevhide davet ediyordu. Allah’ın azabının çetin olduğunu hatırlatıyordu. Fakat onlar, bu ikaza gülüp geçtiler:

-‘’Bir kişinin hatırı için azap gelip herkesi mahvedecekse, müsaade et bu azap gelsin!’’ dediler.

Yunus (a.s), kavminin küfründeki bu inatçı haline son derece üzüldü. Daha fazla dayanamayıp, izn-i ilahiyi beklemeden aralarından ayrıldı. Yolda iken Cenab-ı Hak vahyetti:

‘’Ey Yunus! Geri dön; kırk gün daha onları imana davet et!’’

Bu emir üzerine Yunus (a.s), tekrar kavminin yanın döndü. Allah’ın emir ve azabını haber verdi. Yine uslanmadılar. Va’dedilen günlerden otuz yedi gün geçtiğinde, kavmi hala imana gelmemişti. Hz. Yunus:

-‘’O halde üç güne kadar başınıza gelecek olan azabı bekleyin! Bunun alameti olarak da önce benizleriniz sarardığını göreceksiniz!’’ dedi ve yine emr-i ilahiyi bekleyemeden büyük bir üzüntü ile aralarından ayrıldı.

Bu terk ediş, ne ilahi vazifeden kaçma, ne de bu vazifeyi verene baş kaldırmaydı. Sadece yüce davete uymayan asi bir kavimden uzaklaşmaydı.

Derken Yunus (a.s)’ın haber verdiği gün gelip çatmıştı. Azabın habercisi olarak da bütün Ninovalıların benizleri sararmış ve renkleri uçuklaşmıştı. O an herşeyi anladılar. Birbirlerine:

-‘’İşte bu Yunus’un haber verdiği azap alameti! Biz O’nun bugüne kadar yalan söylediğini hiç görmedik.’’ Diyerek gelen azaptan büyük bir korkuya kapıldılar.

Gökyüzü karamaya başladı. Herkes feryat halindeydi. Çaresizce bir umut kapısı aradılar. Birbirlerine:

-‘’Eğer Yunus aramızda ise korkmayın! Şayet gitmiş ise, azap bizi helak edecektir!’’ dediler.

Son derece pişman olmuşlardı. Yürekleri, yaptıkları yüzünden nedametle dolup taşıyordu. Çünkü azabı ilahi iyice yaklaşmıştı. Ne yapacaklarını bilemez bir halde büyük bir tevbe iştiyakı içerisinde salih bir zata koştular. O da:

-‘’ Henüz azabın gelmesine iki gün var. Şimdi şu yüksek tepeye (tevbe tepesine) çıkın! Birbirinizle helalleşerek gasp ettiğiniz hakları sahiplerine iade edin! Ardından Yunus’un Rabbi için kurbanlar kesin ve bundan büyük-küçük, zengin-fakir herkes yesin! Sonra:

-‘’ Ey Yunus’un Rabbi! Biz tevbe ettik. Sana inandık. Yunus’un peygamberliğini de kabul ettik. Yunus’u bulduğumuz an, O’ndan Sen’in emir ve yasaklarını öğrenip tatbik edeceğiz. Diye yalvarın..’’ dedi.

Ninovalılar gözyaşları içerisinde bütün bu söylenenleri yerine getirdiler. Allah Teala da ‘’Rahman’’ ism-i şerifi ile onların tevbelerini kabul etti ve azab-ı ilahi, üzerlerinden kaldırıldı. O gün Cuma olup aşura günüydü. Bu husus; Kur’an-ı Kerim’ de şöyle anlatılır:

Hiçbir şehir ahalisi yoktur ki, (yeis halinde) iman etmiş olsun da, bu imanı ona fayda versin! Ancak Yunus kavmi müstesnadır ki, bunlar iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvalık (perişanlık) azabını uzaklaştırıp giderdik ve onları ecelleri gelinceye kadar (yaşatıp) faydalandırdık! (Yunus;98)

İmansızlıkları sebebiyle helake duçar olup da tevbe ederek kurtulan tek kavim, Yunus (a.s)’ın kavmidir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ