Renk seçin:


Ölümle Beraber İnsanın Değişikliğe Uğraması

Ölümle Beraber İnsanın Değişikliğe Uğraması

İnsandan gözünün, kulağının, dilinin, ayaklarının hulâsa bütün âzalarının alınması; kendisinden, ailesinin, çoluk çocuğunun ve tüm yakın akrabalarının koparılması; atlarının, hayvanlarının, hizmetçilerinin, konaklarının, arsalarının ve diğer mülklerinin alınarak başkalarına devredilmesidir. Bunların insandan alınmasıyla, insanın bunlardan koparılması arasında bir fark yoktur, çünkü elem ve ıstırap veren şey ortaktır ki, o da ayrılıktır. Bu ayrılık bazen malının zorla alınmasıyla, bazen de malıyla mülküyle birlikte esir düşmesiyle olabilir, fakat her iki durumda da elem ve ıstırap aynıdır.

Ölümün mânası da insanın, mal ve mülkünden koparılıp başka bir âleme, bu âlemle hiç uyuşmayan kabir âlemine götürülmesidir. Eğer dünyada muhabbet beslediği, kendisiyle refah bulduğu, varlığına önem verdiği bir şey varsa, ölümünde bunların getireceği hasret ve ayrılmanın vereceği acı o derece büyük ve çetin olur. Öyle ki, kalbi malını, makamını, bağ -bahçesini ta en sevdiği gömleğine kadar her birini tek tek düşünür durur.

Eğer dünyada neşesi ve sevinci Allah’ın (c.c) zikri olmuş ve O’ndan başka bir şeye ünsiyet etmemişse, ölüm onun için büyük bir nimet olur, çünkü onunla Rabb’i arasına giren bütün perdeler-dünya meşgaleleri ortadan kalkmıştır. Böylelikle o, saadetin en zirvesine ulaşır.

Nasıl ki kişi uykuda iken göremediklerini uyanınca görürse, ölümüyle beraber hayatta iken göremedikleri gözlerinin önüne serilir. Nitekim Hz. Ali (r.a) şöyle demiştir: “İnsanlar (mânen) uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar.”

Ölümle beraber karşılaşılacak ilk şey, ya kendisine faydası olacak sevapları ya da zararını çekeceği günahlarıdır. Bunlar ise kalbin sırlarında dürülü bulunan bir kitapta yazılıdır. Dünya meşgalelerinin çokluğu ve onlarla aşırı uğraşma hali, insanı bu sırları anlamaktan uzaklaştırmıştır. Ölüm gerçeği ile beraber bu meşgaleler de ortadan kalkınca, yaptığı bütün amelleri ona gösterilir. O amelleri arasında bir günahını görse, onun verdiği hüsran ve elemden kurtulmak için cehennemin alevleri arasına atılmayı tercih eder, fakat kendisine izin verilmez ve,
“Bugün sana hesap görücü olarak kendi nefsin yeter” (İsra; 14) denilir.

Bütün bunlar kişi son nefeslerini verirken ve defnedilmeden önceki zamana kadar kendisine gösterilir. O vakit ayrılık ateşi kendisini sarar. Bununla, kalbi dünya ile huzur bulan kimsenin halini kastediyorum.
Fakat âhiret amellerini yerine getirebilmek için yetecek miktar dünyalık edinen kimse öyle değildir. Zira o kimse, sadece maksadına ulaşacak kadar dünyalık edinir, maksadına ulaştığında da o dünyalıklardan ayrıldığı için sevinir. Bu, dünyalık olarak sadece zaruret miktarı kadar edinen kimsenin halidir. Zaten o bunlardan da ayrılmayı yeğlemişti. İşte istediği gibi oldu ve ölümüyle birlikte onlardan ayrıldı.

Yukarıda bahsettiklerimiz sadece son nefeslerin verildiği anda kişinin üzerine hücum eden büyük belâ ve musibetlerdir. Kabre konulduktan sonra, diğer azap çeşitlerini de tatması için ruhu iade edilir, ya da azap gerektiren kusurları affedilir.

Dünya zevklerine sımsıkı bağlanan ve onlarla mutmain olan bir kimsenin durumu şuna benzer: Hükümdarının hizmetinde bulunanlar dan biri, O yokken onun mülkünde ve hareminde izinsizce zevk-ü safa sürer, yaptıklarından ötürü hükümdarının kendisine bir şey söylemeyeceğini ya da bunlardan haberdar olmayacağını düşünerek çirkin işler de yapar, ancak ansızın hükümdarı çıkagelir. Bu adamın yaptığı tüm şeylerin, adım adım, nokta nokta yazılı olduğu bir defter hükümdara arz edilir.

Hükümdarın, haremine karşı çok düşkün, kıskanç ve mülkünde yapılan suçlara karşı pek acımasız biri olduğunu ve yapılan bu isyanlardan sonra araya girmek isteyen hiç kimsenin aracılığını kabul etmeyen biri olduğunu düşün! Sonra da o kötülükleri işleyen adamın haline bir bak! Hükümdar onu cezaya çarptırmadan evvel nasıl bir korku, utanç, hasret, pişmanlık ve hüsran içinde olur, öyle değil mi?

İşte bunlar, dünya ile aldanmış, onunla kendini tatmin etmeye çalışmış günahkâr bir kimsenin kabre indirilmeden hatta ölümü esnasında duyacağı hasret ve yaşayacağı hissiyatlardır. Bütün bunlardan Allah’a sığınırız. Çünkü Allah’ın huzurunda rezil rüsva olmak, gizli açık bütün yapılanların gözler önüne serilmesi, bedene gelecek en büyük azaptan, dayak yemekten veya herhangi bir âzanın kesilmesinden daha elem vericidir.

Bu anlattıklarımız, kişinin ölüm anında yaşadığı hallerdir. Bunlar basiret sahibi kişilerin şahitlik ettikleri olaylardır ki, Kur’an ve Sünnet de bunların böyle olduğunu ifade etmektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ