Renk seçin:


Ölümü Düşünmek

Ölümü Düşünmek

“De ki; ‘Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da hem gizliyi hem de aşikârı bilen Allah’a döndürüleceksiniz.” (Cuma; 8)

Abdullah bin Ömer radıyallâhu anhudan rivayet edildiğine göre; bir adam, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme gelerek; “Ya Resûlullah! İnsanların en akıllısı ve en dirayetlisi kimdir?” diye sorunca; Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem buyurdu ki; “Ölümü en çok hatırlayan, ölüme en çok hazırlanandır. İşte, bu kimseler hem dünya hem de ahiret şerefine nail olmuşlardır.” (Taberânî)

Esasen insana, nasihat olarak ölüm yeter. Çünkü ölüm, çok ibretli bir olaydır. Eğer ki insan ölümden herhangi bir ibret ve nasihat almıyorsa bu, kalbinin katı olmasından dolayıdır. Onun için ölümü sık sık hatırlamak lazımdır.

Halife Ömer b. Abdulaziz rahimehullah, daima âlimleri bir araya toplar, ölümden bahsettirir, ölümü duyunca da ıslak bir kuşun ıslaklığını gidermek için çırpınması gibi çırpınırdı. İbn-i Şirin rahmetullâhi aleyhinin yanında ölümden bahsedildiği zaman, kendisi ölmüş gibi uyuşurdu.

Ölümü düşünmek ve onu kalbe yerleştirmek için en faydalı yol; daima akrabalarının, arkadaşlarının, dost ve ahbaplarının ölümünü ve toprağın altındaki hallerini düşünmektir.

Ömer bin Abdülaziz demiştir ki: “Her gün, sabah veya akşam, Allah’ın divanına giden birini yolcu ettiğinizi görmüyor musunuz? Onu yerin bir çukuruna koyarsınız. Yastığı topraktır. Dostlarını geride bırakmış ve maişeti kesilmiştir.”

Ölümün kalbe yerleşmesinin bir yolu da dünyanın geçici olduğunu ve kabir hayatını düşünmektir. İnsan, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün ölümle sona ereceğini ve vücudunun kabirde çürüyüp toprak olacağını düşünürse ölümden hiç gafil olmaz. Rivayet edilmiştir ki İbn-i Muti rahimehullah, bir gün evine bakarken, evin güzelliğine hayran kaldı ve sonra hüngür hüngür ağlayarak şöyle dedi; “Allah’a yemin ederim ki eğer ölüm olmasaydı, seninle mutlu olur, sevinirdim. Eğer varacağımız kabirlerin darlığı olmasaydı, dünya ile gözlerimiz aydınlanırdı.”

Dünya bir saatlik zamandan ibarettir. Bu dünyaya aldanıp baki olan ahiret hayatını tehlikeye atmak, çok yanlış bir iştir. Akıllı ve Allah-u Zülcelâl’in rızasına talip olan kimseler, bütün bunlara bakarak, ölümü hatırlayıp, yolculuğunun uzunluğunu düşünüp, taat ve ibadete sarılarak, ahiret hayatı için hazırlık yapmalıdır. Ahirete gidip orada pişman olarak, ölümü temenni etmektense bu dünyada pişman olup ölüme hazırlanmak daha iyidir.

Rivayet edilmiştir ki, İsrailoğullarından bir adam, büyük bir servet biriktirdi. Ölümü yaklaştığı zaman çocuklarına: “Servetimin her türünden bana getirin.” dedi. Çocukları, servetin her çeşidinden getirip adamın önüne koydular. Adam bu malları görünce ağladı. Azrail aleyhisselam onu böyle görünce şöyle dedi: “Seni böyle ağlatan nedir? Sana bu serveti veren Allah’a yemin ederim ki, ruhunla bedenini birbirinden ayırmayıncaya kadar evinden çıkmayacağım.”

Bunun üzerine adam: “Ne olur bana mühlet ver de servetimi hak yolunda dağıtayım.” dedi Azrail aleyhisselam buna karşılık şöyle cevap verdi: “Olmaz! Fırsat kaçtı. Sana verilen mühlet bitti. Ecelin gelmeden evvel bunu yapacaktın.”

Görüldüğü gibi, adam ölüm anı gelip bu biriktirdiği mallardan ayrılacağını anladığı vakit, ebedi olan ahiret hayatı için bir şey biriktirmeye çalışmadığı için fakirliğini gördü ve Azrail aleyhisselâmdan mühlet istedi. Oysa Allah-u Zülcelâl ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: “Ecelleri geldiği zaman da, onlar ne birsaat geri kalabilirler ne de ileri geçebilirler.” (Nahl; 61)

Buna göre, bir gün ölümle karşılaşacağının kesinliğine inanmış olan bir kimse bir yandan Salih ameller işlerken diğer yandan da günahlardan kaçınarak ölüme hazırlanmalıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ