Renk seçin:


Parlatılan sosyal medya, solan gerçek dünya

Parlatılan sosyal medya, solan gerçek dünya

Gittiğim bir konserde iki kadın çok dikkatimi çekmişti. Konser güzel bir ‘’bağlama resitaliydi’’ ve bu iki kadın oturduğum yerin hemen oturuyordu. Ben bağlamanın akustik havasına kendimi kaptırmak istedikçe, sanki onlar da buna engel olmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Sebebi kendilerinden ziyade ellerinde ki küçük, teknoloji harikası makineleriydi! Sürekli fotoğraf çekiyor, video kayıtları alıyorlardı. Bu durumdan oldukça rahatsız olmuştum olmasına ama kendilerini konser esnasında kırmak istememiş, uyarmamıştım. Nihayet konser bitmişti ama sanki ben konsere katılmamış gibiydim. Bunun da verdiği acıyla onlara doğru yaklaştım ve şakayla karışık şöyle dedim: ‘’Pardon konser görüntülerinin bir kopyasını alabilir miyim?’’

İroniyle karışık anlattığım bu olay, bugünkü toplum yapımızın en güzel bir özeti aslında. Herkesin elinde telefon var ve her an hepimiz kayıttayız adeta. Yaşanan anın sürekli kayıt altına alınması ve başkalarına servis edilmesiyle meşgulüz.

Birçoğumuz ‘sosyal’ denen medyada aktif, gerçek bildiğimiz hayatta pasif yaşıyoruz. Topum olarak sanal mecralarda mesaj atmayı çok sevdik ve benimsedik nedense. Sanki yüz yüze kurduğumuz iletişimden hiçbirimiz memnun değilmişiz gibi öyle bir fırsat karşımıza çıkınca hemen üstüne atladık. Sonuçta sosyal medyayı parlattıkça parlattık, gerçek hayatı da matlaştırdıkça matlaştırdık ne yazık ki!

Peki sosyal medya neden bu kadar rağbet gördü ve benimsendi dersiniz? Kanaatimce nedeni şu: önü alınmaz varoluşsal kaygıların sosyal medya aracılığıyla kendince tatmini ve başkalarına yaşadığını göstermenin en net ispatı!

Ben de varım, ben de yaşıyorum, ben de konsere gittim, ben de kitap okuyorum, ben de evlendim –işte size düğün fotoğrafları, benim de çocuğum var, ben de doğum günümü kutluyorum; benim de bir dünya görüşüm var- … daha neler neler!

Orada bir anımızı paylaşmamışsak, o anı yaşanmamış sayıyoruz. Her şeyi anında takipçilerimize ulaştırmazsak, kendimizi yok olmuş hissediyoruz. Çevrimiçi olduğumuz her an, bizim de yaşadığımızın kanıtı haline gelmiş adeta. Hatta biraz ara vermiş, sosyal medyada sosyal medyada paylaşım yapmamışsanız, şu soruyla karşılaşabiliyorsunuz: ‘Hayrola, nerelerdesin, öldün mü?’ demek ki paylaşım yapmamak ölmek anlamına geliyor.

Sosyal medya kanallarında hiç düşünmeden herhangi bir değer ölçüsüyle tartmadan gönderiler paylaşmak insanların hassasiyetlerini zedeliyor, değer yargılarını alt-üst edebiliyor…

Kısacası sosyal medya bizi giderek sunileştiriyor. Değer yargılarımızdan arkadaşlıklarımıza kadar geniş bir açıda, bizi etkilemeye devam ediyor. Ete kemiğe bürünmeyen sanal arkadaşlıklar bize yeter hale gelmeye başlıyor. Dostun sıcak yüzü yerine, makinanın soğuk yüzü tercih ediliyor. Bu kişiliksiz teknoloji çarkında gönüllü olarak kendimizi kaptırdıkça, kendi kişiliklerimizden ödün veriyor ve bambaşka bir insan oluveriyoruz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ