Renk seçin:


Peki şerîatta niçin yoktur

Peki şerîatta niçin yoktur

“Aşk ve sevgiden bahsediyorsunuz. Peki, şerîatta niçin Allah’ı sevmek şartı yoktur. Madem sevgi bu kadar önemliydi niçin Allah Teâlâ, “Ben’i seviniz!’ diye emreylemedi? Dolayısıyla tarikat, tasavvuf gibi şeyler beyhüdedir. Allah Teâlâ insanı yaratmıştır. Ona “Şöyle şöyle yap.’ diye de emretmiştir. Kişi bunları yapmaya mecburdur, vazife şuuruyla ifa etmesi gerekir. Gerisi hikâyedir. ”

Bu soruları soran, kendince cevabı da vermiş ama hikâye anlatmış. Öncelikle bir insanın şerîat dâiresini anlayabilmesi için Allah Teâlâ’ya îmân etmesi lâzımdır. İmânsız adamın şeriatı olur mu? İmân ise bilgiden ibâret değildir. Muhabbetle bilmek ve inanmak gerekir. İmânından bu muhabbeti tahsil edemeyen bir kişi, şerîatın hükümlerini ‘emir’ olarak anlar. Hâlbuki oradaki ‘emir’ iş mânâsınadır. Yani ‘emr-i bi’l-ma’ruf’ demek Allah’ı seven adamın yaptığı iş demektir. ‘Nehy-i ani’l-münker’, Allah Teâlâ’yı seven adamın sakınması gerekenler mânâsınadır.

İkinci olarak deriz ki Cenâb-ı Hakk, bu âlemi mecburiyetten yaratmadı, muhabbetten yarattı. O halde neticesinde muhabbet yoksa kuru kuruya vazife yapan bir kişi, nasıl kulluğunu yaptığını iddia edebilir? Allah Teâlâ’ya muhabbet tazelemeyen, O’nu bilmeyi sevmekle neticelendiremeyen bir kişinin îmânından, İslâm’ından ve kulluğundan bahsetmek mümkün olabilir mi? Bu muhabbet o kadar yoğundur ki soluduğumuz hava gibidir. Bir insanın yaptığı işi görebilirsin fakat havayı teneffüs ettiğini göremezsin. Aynı bunun gibi şeriat aslında dâima muhabbet nefesiyle ortaya konan fiilden ibârettir.
Üçüncü olarak deriz ki Şâyet Allah Teâlâ, “Hepiniz Ben’i seviniz. ” deseydi kullar ne yapardı? Bu emre kaç kişi tâkat getirebilirdi? O’nun bize bahşettiği zâhirî işleri bile kusurlu ve eksikli yapan bizler, “Ben’i seviniz!” hitabının altından nasıl kalkabilirdik ve buna muktedir olabilir miydik?

Şerîat, Allah Teâlâ’nın merhametinin eseridir. Şöyle ki Cenâb-ı Hakk bütün peygamberleri şerîatıyla gönderdi ve en mükemmel haliyle Efendimiz’i‘ (s.a.v)  şerîatıyla bütün insanlığa ilân eyledi. Bu nasıl bir lütuf ve ihsan ki herhangi bir kişi o peygamberin beyân ettiği bir fiili, hareketi yaptığında O’nunla beraber oluyor? En azından fiil olarak benzeşiyor. Herkeste sevmek, bilmek kâbiliyeti farklı farklıdır. Ama en kâbiliyetsiz adam bile bir şeyi taklid edebilir. İşte Cenâb-ı Hakk, rahmetinin eseri olarak şerîatı verdi ki bütün insanlar bu rahmetten istifade etsin ve kâbiliyetleri nisbetinde Peygamber’e tâbi olsun. Böylece kendisine vâsıl olmak isteyenler yoldan ayrılmasın; olamasalar bile olanların, rızasını kazananların yolunda bulunarak beraberlik zevkini yaşasın. Bugün en âciz insan bile sırf Efendimiz’in (s.a.v) şerîatını kabul ve tasdik ederek bu yolun yolcusu olur ve bu rahmetten nasibdar olur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ