Renk seçin:


Peygamberimiz Ümmetine Çok Düşkündür

Peygamberimiz Ümmetine Çok Düşkündür

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem insanları ahiret gününde Allah’ın azabından kurtarmak için canını feda etmeyi göze almıştır. İnsanlar O’nun getirdiği müjde ve uyarıları dinlesin, daldıkları gafletten ve sapkınlıklardan çıksın, doğru yola gelsin diye her türlü eza ve cefaya katlanarak tebliğ vazifesini yapmıştır. Peygamberimizin insanlara karşı olan merhametini Rabbimiz şöyle beyân ediyor:

“Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı raûf (çok şefkatli), rahîm (çok merhametli)dir.” (Tevbe; 128)

Gerçekten de Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, insanların hidayetine vesile olmak için çok fedakârlıkta bulunmuş, eline geçeni bütün imkânları bu yolda seferber etmiştir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, daha kendisine risalet vazifesi verilmeden önce insanların dalâleti ve perişan hallerinden dolayı çok üzülürdü. Elinden bir şey gelmediği için tek başına Hira mağarasına inzivaya çekilir, tefekkür ve dua ederdi. Allah-u Zülcelâl ona Peygamberlik vazifesini verince, insanları kurtarmak için ayetleri tebliğ etmeye koştu. İnsanların ebedi saadetine vesile olmak için öyle yanıp tutuşuyordu ki, inanmayanlar hakkında çok ıstırap çekiyordu.

Allah-u Zülcelâl “Neredeyse sen, onlar bu söze (Kur’ana) inanmıyorlar diye üzüntünden kendini helâk edeceksin” (Kehf; 6) buyuruyor. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, öyle üzülüyor, insanlar iman etmeyecekler de eski kavimler gibi helak olacaklar diye öyle dert çekiyordu ki, Cenab-ı Hak onu teselli ediyor, “(Ey Rasulüm) Kur’ânı sana, bedbaht olasın, sıkıntıya düşesin diye indirmedik,” (Taha; 2) buyurdu.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, nefislerine uyarak cehennem ateşine doğru koşan insanları kurtarmak ve cennete ulaştırmak için o kadar şiddetli bir arzu duyardı ki, bunu şöyle bir misalle anlatmıştır: “Benimle sizin durumunuz şuna benzer: Bir adam ateş yakar. Ateş etrafı aydınlatınca pervaneler (gece kelebekleri) ve aydınlığı seven bir kısım hayvanlar bu ateşe kendilerini atmaya başlarlar. Adamcağız onlara mani olmaya çalışır. Ancak hayvanlar galebe çalarak pek çoğu ateşe düşerler. Ben, ateşe düşmemeniz için sizi belinizden yakalıyorum, ancak siz ateşe atılmak için koşuyorsunuz!” (Buhari; Rikâk, 26)

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem önce en yakın akrabası olan İsmail oğullarını hak yola davet etti. Bütün peygamberlik hayatı boyunca, bilhassa Mekke döneminde çok büyük imtihanlarla karşı karşıya kaldı. Kavmi tarafından yalanlandı, işkencelere maruz kaldı. Birçok kereler ölümle tehdit edildi ve hatta kendisine tuzaklar kuruldu. Kendisine iman edenler işkenceye, boykota maruz kaldı, yurtlarını terk etmeye mecbur bırakıldı.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ise asla tebliğinden vazgeçmedi, halinden de şikâyet etmedi. Son bir ümitle gittiği Tâif şehrinde taşa tutulduğu zaman bir ağacın altına sığınıp Cenâb-ı Hakk’a el açarak şöyle dua ve niyaz etti:

“Allahım, güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum. Ya Erhamerrahimîn! Sen hor ve hakir görülen biçarelerin Rabbisin; benim de Rabbimsin.. Beni kime bırakıyorsun?!. Kötü sözlü, kötü yüzlü, uzak kimselere mi; yoksa işime müdahil düşmana mı? Eğer bana karşı gazabın yoksa, Sen benden razıysan, çektiğim belâ ve mihnetlere hiç aldırmam. Üzerime çöken bu musibet ve eziyet, şayet Senin gazabından ileri gelmiyorsa, buna gönülden tahammül ederim. Ancak afiyetin arzu edilecek şekilde daha ferah-feza ve daha geniştir. İlâhî, gazabına giriftâr yahud hoşnutsuzluğuna düçâr olmaktan, Senin o zulmetleri parıl parıl parlatan dünya ve ahiret işlerinin medâr-ı salâhı Nûr-u Vechine sığınırım; Sen razı olasıya kadar affını muntazırım! İlâhî, bütün havl ve kuvvet sadece Sen’dedir.” (İbn-i Hişâm, Sîre 2/255 )

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin merhameti kıyamete kadar gelip geçecek bütün ümmetine şamildir. Ümmetine düşkünlüğü sebebiyle her gece sabahlara kadar ümmeti için dualar ederek Rabbine yalvarırdı. Nitekim bir gün, ellerini kaldırmış, “Allah’ım, ümmetimi koru, ümmetime acı!” diye ağlayarak dua ederken, Yüce Allah, Cebrail aleyhisselama buyurdu ki: “Ey Cebrail! Gerçi Rabbin her şeyi bilir; ama sen git, Muhammed’e niçin ağladığını sor.” Cebrail aleyhisselam geldiğinde, Peygamberimiz Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ona, ümmeti için ağladığını söyledi. Cebrail aleyhisselam Allah-u Zülcelâl’in huzuruna dönüp durumu anlattı.

Yüce Allah buyurdu ki: “Ey Cebrail, Muhammed’e git ve şunu söyle: Biz seni ümmetin hakkında hoşnut edeceğiz ve asla üzmeyeceğiz”. (Müslim; İman, 346)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ