Renk seçin:


Peygamberimizin Hilmi ve Affediciliği

Peygamberimizin Hilmi ve Affediciliği

Her hususta güzel ahlakın zirvesi olan Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, öfkesini tutmakta, kötülüğü affetmekte ve yumuşaklıkla davranmakta da eşsiz bir üstünlüğe sahipti. O kendisine peygamberlik verilmeden önce de güzel ahlak sahibiydi. Her zaman insanların arasını bulur, uzlaştırır, kavgaları bertaraf ederdi. Mesela Kabe’nin inşası bitip sıra Hacer’ül-Esvedin yerine konulmasına geldiğinde Kureyş boyları arasında münakaşa çıktı. Bütün boylar bu şerefin kendilerine ait olduğunu söylüyor ve inatlarından vazgeçmek istemiyordu.

Neredeyse savaş çıkacak kadar tehlikeli bir durum ortaya çıkmıştı ki içlerinden biri “Harem-i şerifin kapısından ilk girecek olanı hakem tayin edelim, ne derse razı olalım” diye bir teklif ortaya attı. Teklif kabul edilince herkes “Kim gelecek?” diye merakla beklemeye başladı. Gelen kişinin Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem görününce oradakiler çok memnun oldu. Çünkü onun adaletsiz bir karar vermeyeceğini biliyorlardı. Meseleyi kendisine anlattılar.

Peygamberimiz hemen omuz örtüsünü yere serdi, mubarek taşı ortasına koydu, herkesin bir ucundan tutmasını istedi. Böylece köşeye kadar hep birlikte taşıdılar. Orada da Hacer’ül Esved’i kendi eliyle yerine yerleştirdi. Huzur bozulmadan, kimseye de adaletsizlik yapılmadan, yumuşaklıkla mesele çözülmüştü.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam daha sonraki devirlerde de her zaman sulh ve selamet yolunu tuttu. Münakaşa ve düşmanlığı bertaraf edip, güzelce uzlaşmayı tercih etti.  Kendisi o kadar hilm ve rıfk sahibiydi ki, onun yumuşak huyluluğu karşısında azgın develer bile yumuşardı.

On altı yaşındayken amcasına yardım olsun diye bir ticaret kervanına katılıp çalışmaya gitmişti. Yemen tarafında doğru giden bu kervanda am­ca­sı Zü­beyr de onunla beraber idi. Yolda başlarına bazı sıkıntılı olaylar geldi. Ker­va­nı­nın yo­lu dar bir va­diden geçerken az ilerde kız­gın ve sal­dır­gan bir er­kek de­venin yolu tıkadığı görüldü. Kimse onun saldırısını göze alıp oradan geçemiyordu. Hz. Muhammed aleyhissalatu vesselam: “Onu ba­na bı­ra­kın!” di­ye­rek ka­fi­le­nin önü­ne geç­ti; kız­gın de­venin yanına sokuldu. Deve Pey­gam­ber Efen­di­miz’i gö­rün­ce uy­sal­laş­tı. Efen­di­miz de onun sırtına bindi ve vadiyi onun sırtında geçti.  (İbn-i Ke­sîr, el-Bi­dâ­ye, II, 282)

Peygamberimizin develeri bile yumuşatan bu yumuşak huyluluğu, insanlara daha da fazla tesir ederdi. O peygamberlik vazifesini yerine getirirken kavminden çok büyük eziyet gördü. Fakat çoğu zaman sataşmalara cevap bile vermezdi. Boynuna deve işkembesi atan, secdedeyken başına basan, açlıktan öldürmek için ambargo uygulayan kavmine bir kere bile çıkıp kötü bir söz söylemedi. Bu yüzden ona düşmanlık besleyenler bile onun bu güzel ahlakı karşısında etkilenir, muhabbet duymaktan kendilerini alamazlardı.

Hatta o kadar ki Mekke’nin lideri durumundaki Ebu Süfyan bir keresinde şehir dışında onunla karşılaştı ve oğlunu merkebinden inidirip Peygamberimiz aleyhissalatu vesselama ikram etti. Şehre gelip herkes evine gidince karısı Hind, “Neden ilahlarımızın işe yaramaz olduğunu söyleyen bu şahıs için oğlumu merkebinden indiriyorsun?” dedi. Ebu Süfyan “O çok güzel ahlaklı bir kişidir” diyerek hayranlığını dile getirdi. Daha sonraki yıllarda da ona karşı savaşırken bile ahlakını takdir ediyor, kızı Ümmü Habibe’yle nikâhlandığını duyunca “Muhammed sevilmeyecek bir kişi değildir” diyerek bu evliliği tasvip ediyordu.

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam Mekke’yi fethettikten sonra kendisine bu kötülükleri yapan kavmini affetti ve hatta kendi ganimet hissesinden bağışlarda bulunarak gönüllerini ısındırdı. Yine Taif’e seferinde kendisine çok hakaretlerde bulunanlara da ne lanet etti ne de bedduada bulundu. Yıllar sonra onlara savaşta galip geldiği zaman birçoğunun ailesinden kişileri esir aldığı halde kendi hissesini bağışladı. Bunu gören ashab-ı kiram da esirlerini bağışladılar. Onlar da bu iyiliğe karşı iman ettiler.

Peygamberimizin Medine’de münafıklardan ve Yahudilerden gördüğü davranışlara karşı gösterdiği yumuşaklık ve affedicilik de dillere destandır. Münafıkların lideri İbn-i Übeyy devamlı ona karşı husumet beslerdi. Fırsat bulunca yüzüne karşı kabalık eder, halkın Peygamberimizi dinlemesine mani olmaya çalışır ve “Bize gelip Müslümanlıktan bahsedip durma, sana gelen olursa ona istediğini anlatırsın” gibi sözler söylerdi. Fakat Peygamberimiz çok sabırlı ve affediciydi, ona hiçbir mukabelede bulunmazdı. Onun bu halini görenler ahlakına hayran kalırdı. “Ya Resulallah bize her zaman gelin, sohbet yapın” derlerdi.

Bir keresinde münafıklarla Müslümanlar arasında bu sebepten münakaşa çıktı. Fakat Peygamberimizin sakin davranması ve Müslümanların öfkesini yatıştırması sayesinde fazla büyümeden kapandı. Bir süre sonra da münafıkların tesiri altındaki kişilerin çoğu samimi Müslüman oldu.

Gerçekten de Peygamberimizin terbiyesiyle uğraştığı kişilerin birçoğu sert ve kaba insanlardı. Ama Peygamberimiz onlara layık oldukları şekilde değil, yumuşaklıkla ve çok affedicilikle muamele etti. Ayet-i kerime de buna işaretle:

(Rasûlüm!) O vakit, Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet Sen kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu hâlde onları affet; bağışlanmaları için dua et; (yapacağın bir) iş hakkında onlarla istişare et! Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a tevekkül et! Muhakkak ki Allâh, kendisine tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmrân, 159) buyrulur.

 

Peygamberimizin Hilmi Teşvik Eden Hadisleri

Peygamberimizin gönderildiği topluluk, kendilerine karşı yapılan kötülüğe kat kat karşılık veren, kan davası güden, kin tutan, şiddetle intikam almakla övünen sert ahlaklı bir topluluktu. Onlar bunu yiğitlik, gurura ve şerefe düşkünlük sayarlar, bununla övünürlerdi. Yazdıkları şiirlerde düşmanlarına karşı ne kadar şiddetli olduklarını övüne övüne anlatırlardı. Ama Peygamber sallallahu aleyhi vesellem kavmine gerçek yiğitliğin öfkeyi yenmek olduğunu bildiriyordu:

Allah’ın Resulü ashabına sordu: “Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?” Ashab: “kimsenin yenemediği kişiyi!” dediler. Resulullah aleyhisselatuvesselam: “Hayır, gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen kimsedir.” Buyurdu. (Müslim, Birr 106)

Peygamber sallallahu aleyhi vesellem öfkelenince aceleyle hüküm vermemeyi, hemen bir karşılık vermeye kalkışmamayı sakinleşinceye ve soğuk kanlılıkla düşünüp taşınıncaya kadar beklemeyi emrediyordu: Bir hadis-i şerifinde buyurdu ki: “Biriniz ayakta iken öfkelenirse hemen otursun. Öfkesi geçerse ne ala, geçmezse yatsın.” (Ebu Davud, Edeb 4)

İnsanların çoğu çabuk kızmayı, öfkeli olmayı kendisine hak olarak görür. Basit bir şey için bile öfkelenip sövüp saymayı adet haline getirir. Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam sakin ve serinkanlı olmayı ahlak haline getirmeyi emrediyor. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü! Bana kısa bir nasihatta bulun, uzun yapma! Ta ki nasihatini unutmayayım” diyen sahabesine: “Öfkelenme!” buyurdu. (Buhari, Edeb 76)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam huyunu örnek almaları için bir kişiye: “Sende Allah’ın sevdiği iki hususiyet vardır: Hilim (yumuşak huyluluk) ve teennidir.” buyurmuştur. (Müslim, Îmân, 25, 26)

Resulullah aleyhisselatuvesselam kan davalarını ve şer’i ölçüleri aşan bir şekilde intikam almayı yasakladı ve buyurdular ki: “Allah’ın en ziyade buğzettiği erkek, şiddetli düşmanlık yapan hasımdır.” (Buhari, Ahkam 34,)

Düşmanına karşı adil ve hatta affedici olanları ise şöyle müjdeliyordu:

“Öfkesinin gereğini yerine getirebilecek güçte olduğu halde öfkesini tutan kimseyi, Allah-u Teâlâ Kıyamet günü, mahlûkatın başları üstüne davet eder; ta ki, (onlardan önce) dilediği huriyi kendine seçsin.” (Tirmizi, Birr 74)

Düşmanlık ve nefrete sebep olan şeylerden biri de münakaşadır. Münakaşalarda çoğu zaman hak ve hakikat ortaya çıkmaz çünkü iki taraf da nefsinin üstün gelme arzusuna mağlup olur. Bu sebeple Rasulullah aleyhisselatu vesselam buyurdular ki: “Kim haksız olduğu bir münakaşayı terkederse kendisine cennetin kenarında bir ev kurulur. Haklı olduğu bir münakaşayı terkedene de cennetin ortasında bir ev kurulur.” (Tirmizi, Birr 58)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam güzel ahlakı adet edinmemizi, tavsiye buyuruyor: Hz. Aişe anlatıyor: Kendisinde dikbaşlılık olan bir deveye bindim. (Hırçınlık etmeye) başlayınca ileri-geri sürmeye başladım. Bunun üzerine Resulullah (sav): “Rifkla, tatlılıkla davran! diye müdahale etti…” (Müslim, Birr 79)

Resulullah buyuruyor ki: “Rıfk (yumuşak davranış) bir şeye girdimi onu mutlaka güzelleştirir, bir şeyden de çıkarıldı mı onu mutlaka kusurlu kılar.” (Müslim, Birr 78)

Allah ve Resulü birbirimize dostça, kardeşçe davranmamızı hatta eğitim ve terbiye hususunda bile yumuşaklıkla terbiye vermemizi istiyor. Resulullah aleyhisselatu vesselam herhangi bir işi için bir adam gönderse şu tembihte bulunurdu: “Sevindirin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın, zorlaştırmayın.” (Müslim, Cihad 6,)

Hatta Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam ticaret hayatında bile yumuşaklık ve kolaylığı tavsiye ediyordu: “Satışta, alışta ve borcunu istemekte kolaylık gösteren kimseye, Allâh Teâlâ rahmet etsin.” (Buhârî, Büyû‘, 16)

Bilhassa imkân sahiplerinin yoksullara ve borçlulara karşı affedici ve bağışlayıcı olmasını tavsiye etmiştir:

“Sıkıntıda olanlara ve borçlulara vâde veren (veya alacağından vazgeçen) kişiyi, Allâh Teâlâ, hiçbir gölgenin olmadığı günde kendi gölgesinde gölgelendirir (onu korur).” (Müslim, Zühd, 74)

Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam Müslümanlar arasında nefrete yol açan her şeyi yasaklamıştır. Arkadan konuşmak, laf taşımak ve mümin kardeşinin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmak gibi düşmanca ve düşmanlığa sebep olan sebepleri yasaklamıştır.

Müslümanların eksikliklerini, ayıplarını araştırmayın. Çünkü her kim Müslümanların ayıplarını araştırırsa, Allah Teala da onun ayıbını takip eder, inceden inceye soruşturur; öyle ki, evinin içinde bile olsa, onu rezil rüsvay eder.” (Tirmizi, Birr, 83)

Allah ve Resulü birbirimizi samimiyetle affetmemizi, iyi davranmamızı, iyiliği emretmemizi hatta bize kötülük edenlere bile iyilik yapmamızı teşvik etmektedir:

“Bir kul dünyada diğer bir kulun ayıbını örterse, Allah da kıyamette onun bir ayıbını örter.” (Müslim, Birr, 72).

“Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf, 199)

Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhunun bir akrabası ona karşı çok büyük bir kötülükte bulundu. Halbuki o Hz. Ebubekirin yardımlarıyla geçinen yoksul bir adamdı. Hz. Ebu Bekir bir daha ona yardım etmeyeceğine yemin etti. Ayet-i kerimede:

“İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar, feragat göstersinler. Allah’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”(Nur, 22) buyrulunca o da yemin kefareti ödedi ve yardıma devam etti.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ