Renk seçin:


Peygamberimizin Şemail-i Şerifi

Peygamberimizin Şemail-i Şerifi

Allah-u Zülcelâl, Peygamberimizi çok güzel ve nurani bir simaya sahip olarak yaratmıştır. Öyle ki, sahabeden Abdullah bin Selâm radiyallahu anh, Hz. Peygamber’i görmek için gittiği zaman onun mübarek simasını görünce, “Şu simâda yalan yok! Şu yüzde hile olamaz” diyerek iman etmiştir. Allah-u Zülcelâl kullarının suretlerine bakmaz, kalplerine bakar. Ancak Peygamberlerin vazifesi, insanlara Allah’ı tanıtmak ve sevdirmek olduğu için insanların sevebileceği güzel bir simaya sahip olmaları hikmete uygundur.

Hz. Ali radıyallahu anhunun torunlarından İbrahim b. Muhammed rivayet ediyor:

“Dedem Hz. Ali, Peygamber Efendimiz’i anlatırken vasıflarını şöyle tarif ederdi:

“Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem, ne aşırı derecede uzun, ne de kısa idi; O bulunduğu topluluğun orta boylusu idi. Saçları, ne kıvırcık ne de dümdüzdü; hafifçe dalgalı idi. Mübarek yüzlerinin rengi, pembe beyaz; gözleri siyah; kirpikleri sık ve uzun; omuz başları iri yapılı idi… O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak tabiatlısı ve en arkadaş canlısı idi. Kendilerini ansızın görenler, O’nun heybeti karşısında çok şiddetli heyecanlanırlar; üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O’nu her şeyden çok severlerdi. O’nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse; ‘Ben, gerek ondan önce, gerek ondan sonra, onun gibi birisini görmedim.’ demek suretiyle, O’nu tanıtma hususundaki aczini ve yetersizliğini itiraf ederdi. Allah’ın salât ve selamı O’nun üzerine olsun.” (Tirmizi, Şemail Şerife)

Hz. Hasan radıyallahu anh naklediyor:

“Rasulullah Efendimiz, yaradılıştan heybetli ve muhteşemdi. Mübarek yüzü, dolunay halindeki ayın parlaklığı gibi nur saçardı. Orta boyludan uzundu, (aşırı) uzundan kısa idi.

Saçları kıvırcık ile düz arası, (dalgalı) idi. Şayet kendiliğinden ikiye ayrılmışlarsa onları başının iki yanına salar, değilse ayırmazlardı. Uzattıkları takdirde saçları kulak yumuşaklarını geçerdi.

Peygamber Efendimiz’in rengi, ezher’ul-levn (gümüş gibi beyaz ve parlak renk) idi, yani nurani beyazdı. Alnı açıktı. Kaşları; hilal gibi, gür ve birbirine yakındı. (Tirmizi, Şemail-i Şerife)

Hz. Âişe annemiz Efendimiz’i şöyle anlatıyor:

“Geceleri, Rasulullah’ın yüzü o kadar nur saçardı ki, siması Ay’ın on dördüne dönerdi. Gecenin karanlığında ipliği, iğneye O’nun yüzünün aydınlığından geçirirdim”

Aişe Annemiz, Peygamber Efendimizde müşahede ettiği güzelliğin Hz. Yusuf ile kıyaslanamayacağını şöyle dile getirir:

“Yusuf aleyhisselamı gören kadınlar ellerini kestiler. Eğer onlar Rasulullah’ı görselerdi, yüreklerini doğrarlardı da haberleri olmazdı.”

Peygamber Efendimiz hicret yolculuğu sırasında Ümmü Mabed isimli cömertliği, iffeti ve cesareti ile tanınan bir hanımın çadırını ziyaret etmişti. Hanım Peygamber Efendimizi tanımıyordu. Kocası geldiği zaman Peygamberimizi ona şöyle tarif etmişti:

“Parlak yüzlü ve güzel yaradılışlı idi; (aşırı) zayıf değildi. Gözlerinin siyahı ve beyazı birbirinden iyice ayrılmıştı. Saçı ile kirpik ve bıyıkları gürdü. Sesi kalındı.

Sustuğu zaman vakarlı (ağırbaşlı) konuştuğu zaman da heybetliydi. Uzaktan bakıldığında insanların en güzeli ve en sevimlisi görünümündeydi; yakından bakıldığında da tatlı ve hoş bir görünüşü vardı. Çok tatlı konuşuyordu.

Orta boylu idi; bakan kimse ne kısa ne de uzun olduğunu hissederdi. Üç kişinin arasında en güzel görüneni ve nur yüzlü olanıydı. Arkadaşları, ortalarına almış durumda hep onu dinlerler; buyurduğu zaman da hemen buyruğunu yerine getirirlerdi. Konuşması tok ve kararlıydı. (İbni Sa’d, Tabakat, I, 230-231)

İmam Kurtubi şöyle der:

“Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hüsn-i cemâli tamamen zahir olmamıştır. Eğer varlığının bütün güzellikleri olanca hakikati ile görünseydi Ashabı ona bakmaya tâkat getiremezdi.”

Peygamberimiz’in hizmetkârı Enes radıyallahu anhu der ki:

“Rasulullah’ın yanında on yıl kaldım. Bütün kokuları kokladım. O’nun kokusundan daha güzel bir koku koklamadım. O’nun vücudu misk ve amberden daha güzel kokardı. Peygamberimiz’in rengi gül rengi gibiydi. Atlas ve ipek O’nun vücudundan daha yumuşak değildi.” (Buhârî, Menâkıb/23, Müslim, Fezâil, 82)

Peygamberimizin mübarek teni gül yaprakları gibi pembemsi beyaz, ipekten yumuşaktı. Mübarek vücudu daima temiz olurdu ve koku sürünmese de teni ve teri, en güzel kokulardan daha hoş bir letâfette idi. Sanki dünyadaki güller, kokusunu O’ndan almıştı. Bir kimse Efendimizle musâfaha etse, bütün gün Peygamberimizin kokusu onun üzerinde hissedilirdi.

Hz. Aişe annemiz, “Peygamberimiz bir çocuğun başını okşadığı zaman o çocuk diğerleri arasında kokusundan ayırt edilebilirdi” buyurmuştu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ