Renk seçin:


Peygamberimizin Zekatı ve İnfakı

Peygamberimizin Zekatı ve İnfakı

Zekât, dinen zengin sayılan bir kişinin malın belli bir kısmını muhtaçlara vermesidir. Zekât İslam’ın beş şartından biridir. Allah-u Zülcelal zenginin malında yoksulun belli bir hakkı olduğunu bildirmiştir: “Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardır.” (Zariyat 19)

Malın kazancından zekât vermemek yasaklanmış ve ahirette büyük bir azaba sebep olacağı bildirilmiştir. Eskiden para olarak altın ve gümüş kullanılırdı. Peygamberimiz zekâtı verilmeyen altın ve gümüşlerin ateşte kızdırılacağını ve sahiplerinin alınları, böğürleri ve sırtları onunla dağlanacağını haber vermiştir. Zekâtı verilmeyen sürülerin ayakları ve boynuzlarıyla sahiplerine eza cefa yapacakları bildirilmiştir. (Buhârî, Zekât 3; Müslim, Zekât, 24)

Allah-u Zülcelal zekât verilecek kesimler hakkında şöyle buyurmuştur: “Zekâtlar, Allah’tan bir farz olarak fakirlere, yoksullara, üzerinde çalışanlara (zekât toplamak üzere vazifeli memurlara), kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlere verilir; azat edilecek köleler, borçlular, Allah yolunda ve yolcu olanlar için sarf edilir.” (Tevbe, 60)

İlk zamanlar Müslümanlara zekât miktarları belirtilmeden infak etmeleri emredilmişti. Peygamberimiz ashabına Ramazan ayında, bayramdan evvel fakiri sevindiren Sadaka-ı fıtır vermeyi emretmişti. Bunun yanında sık sık ashabını hayır hasenata teşvik ederdi.

Zekâtın miktarı belli olduktan sonra Peygamberimiz zekât memurlarını göndererek zenginlerin malından bir pay alarak fakirlerin ihtiyaçlarına harcardı.

Muâz İbn-i Cebel’i Yemene vali ve zekât memuru olarak gönderirken, ona, İnsanları önce iman etmeye davet etmesini, bunu kabul ederlerse onlardan günde beş vakit namaz kılmalarını söylemesini, zenginlerden alınıp fakirlere dağıtılmak üzere zekât vermeleri gerektiğini bildirdi. (Buhârî, Zekât 1; Müslim, İmân, 15)

Peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem zekât verecek kadar servet biriktirmez, aksine eline ne geçerse hemen Allah yolunda harcardı. Kendisine peygamberlik verilmeden önce de çok cömertti. Peygamberlik verildikten sonra bütün malını mülkünü İslam yolunda harcamıştı. Hayatı boyunca yoksulluk çektiği halde yine de savaş ganimetlerinden hissesine düşeni hemen Allah rızası için infak ederdi.

İnfak etmek, bir insanın malını Allah’ın yolunda, Allah’ın razı olacağı şekilde harcamasıdır. Peygamber efendimiz infakın sevabını anlatınca ashabı kime infak edeceklerini sordular. Allah-u Zülcelal şu ayeti indirdi: “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: Hayır olarak infak edeceğiniz şey, anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız, Allah onu şüphesiz bilir.” (Bakara, 215)

Kişinin bakımı kendi üzerine vazife olan ailesine, çoluk çocuğuna, anne babasına, muhtaç olan komşu ve akrabalarına harcadıklarına hep sevap vaat edilmiştir. (Buhârî, Îmân, 41) Bunun yanında diktiği ağaçtan yenen meyvelerin, malından çalınan ve eksiltilen şeylerin, onun için sadaka olacağını müjdelemiştir. (Müslim, Müsâkât, 7)

Demek ki, kişinin ancak ailesine bakacak ve akrabalarına ikram edecek kadar bir geliri olsa, bunu Allah’ın rızasını umarak, kerem ve cömertlikle, güzellikle harcarsa buna da sevap veriliyor. Ancak bunun yanında, mal ve gelir bakımından geniş imkânlara sahip olanların, toplumdaki zayıfları ve yoksulları arayıp sorması, ihtiyaçlarını gidermesi de onun üzerine vazifedir.

Peygamberimizin savaş ganimetlerinden eline geçenleri dağıtmayıp biriktirmiş olsa çok büyük bir serveti olurdu. Fakat o hissesine düşen arazileri, Müslümanların faydalanması için vakfederdi. (İbn-i Sa’d, I, 501-503) Savaşlarda esir alınan köleleri azat edip salıverirdi. Hatta ashabı da onu örnek alıp kölelerini salıverirlerdi. Eline geçen malları, halini arz edip yardım isteyen veya istemeyen muhtaçlara bol bol verirdi.

Enes radıyallâhu anhu peygamberimizin cömertliği ile insanların gönlünü İslam’a nasıl ısındırdığını şöyle anlatmıştır: “Rasûlullah sallallâhu aleyhi vesellem, kendisinden ne istenirse onu mutlaka verirdi. Hele bir keresinde yanına gelen birisine iki dağ arasını dolduran bir koyun sürüsü vermişti… Adam kabilesine dönünce: ”Ey kavmim! Koşun, Müslüman olun! Çünkü Muhammed, fakirlik ve ihtiyaç korkusu duymadan çok büyük ikram ve ihsanlarda bulunuyor,” dedi.

Kimileri, sırf dünyalık elde etmek için Müslüman olurlardı. Fakat çok geçmeden Müslümanlık onların gözünde, dünyadan ve üzerindeki her şeyden daha değerli bir hâle gelirdi.” (Müslim, Fezâil, 57-58)

Peygamberimiz ashabını da mala değer vermeyip hayra harcamaya teşvik ederdi. Ebu Zer gibi sahabeler bu yüzden hiç para biriktirmez, ellerine geçeni hemen harcarlardı.

Hz. Ebu Zer anlatıyor: Bir gün Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem ile birlikte Medine’nin Harre mevkîinde yürürken Uhud dağı karşımıza çıktı. Efendimiz: ” Ey Ebû Zer!” dedi. Ben: ”Buyur ey Allah’ın Resûlü! Emrine amadeyim,” dedim.

Peygamber Efendimiz: “Yanımda şu Uhud dağı kadar altın olsa, bu beni sevindirmez. Bir borcu ödemek için ayırdığımdan başka, yanımda bir dinar bulunduğu halde üç gün geçmesini istemem. -Elleriyle önüne, sağına, soluna ve arkasına verme işâreti yaparak- yanımda bulunanı, Allah’ın kullarına şöyle şöyle dağıtmak isterim.” buyurdu. Sonra yoluna devam etti ve: ”Dünyada varlığı çok olanlar, ahirette sevapları az olanlardır. Yalnız sağına, soluna ve ardına şöyle, şöyle verenler müstesnadır. Fakat onlar da ne kadar azdır.” buyurdu… ( Müslim, Zekât, 32; Buhârî, İstikrâz, 3)

Peygamberimiz bilhassa Ramazan ayında sadaka vermeyi daha da artırırdı. Abdullah İbn-i Abbas radıyallâhu anhumâ şöyle diyor: “Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem insanların en cömerdiydi. O’nun en cömert olduğu günler de, Ramazan’da Cebrail’in kendisiyle buluştuğu zamanlardı. Cebrâil aleyhisselâm, Ramazan’ın her gecesinde Resûlullah ile buluşur, birbirlerine Kur’ân okurlardı. Bundan dolayı Allah’ın Resûlü, Cebrâil ile buluştuğu günlerde, gittiği yere yağmur taşıyan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” (Buhârî, Bed’u’l-Vahy, 6; Savm, 7; Müslim, Fezâil, 50; Nesâî, Sıyâm, 2)

İnsanoğlu cimridir, çünkü malının bitmesinden ve fakir düşeceğinden korkar. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; “Allah çok zengindir. İnsanların yiyip içtikleri ve harcadıkları şeyler O’nun hazinesinden hiçbir şey eksiltmez. O, çok cömerttir, gece gündüz ardı arkası kesilmez infaklarda bulunur. Arz ve semahatın yaratılışından beri Allah’ın infak ettiklerini düşünün! Bunlar, O’nun mülkünden hiçbir şey eksiltmemiştir…” (Buhârî, Tevhîd, 22)

Allah-u Zülcelal isteseydi bütün kullarını zengin kılardı ama bu dünya imtihan meydanıdır. Allah-u Zülcelal insanların bir kısmını zenginlikle bir kısmını fakirlikle imtihan eder. Fakir fakirliğine sabreder, kötülük işlemezse onun hesabı hafiftir. Ancak zenginlerin hesabı uzundur. Bu yüzden helalden kazanmaya ve hayra sarf etmeye dikkat etmelidir.

Biz kuluz, bize verilen mal da bizim kendi mülkümüz değil ancak fani dünyada bir emanettir. Bu emaneti Allah’ın rızasını uygun kullanmazsak hesabı çetindir. Ama eğer Allah yolunda harcarsak muhakkak ki Allah bize hem bu dünyada yerine yenisini verir hem de ahirette mükâfatını verir. Bir ayet-i kerimede buyruluyor: “Siz Allah için ne verirseniz, Allah onun yerine hemen yenisini verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Sebe, 39)

Mahşer günü çok sıkıntılı bir gündür. O gün cehennem insanlara yaklaştırılır, insanlar onun gümbürtüsünü duyarlar. O gün güneş insanlara çok yaklaştırılır ve hiç kimse gölgelenecek bir yer bulamaz. İnsanlar kabirlerinden kalktıklarında aç susuz ve bitkin halde olurlar. İşte o gün insana sadece sadaka olarak verdiği yiyecekler yedirilir ve giydirilir.

Allah’ın verdiği maldan ihlasla zekât, sadaka veren kullara bu dünyada, kabirde, mahşerde, mizan terazisinde, sırat köprüsünde, cennete kadar her yerde mükâfat verilir. Kabirde sadakalar gelir, günahlar sebebiyle yapılan azaba perde olur. Mizan terazisinin iyilik tarafına konulur. Allah’ın mükâfatı çok büyüktür. Allah-u Zülcelal buyuruyor: “Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği, yedi başak bitiren, her bir basakta yüz tane bulunan bir tek tanenin örneği gibidir. Allah, dilediğine kat kat arttırır. Allah (ihsanı) bol olandır, bilendir.” (Bakara; 261)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ