Renk seçin:


Şuur filtresinden geçirilen konuşmalar

Şuur filtresinden geçirilen konuşmalar

İnsanlar arsında geçen çoğu konuşmalar son derece yüzeyseldir. Çoğu insan başkalarının söylediklerine nadiren kulak verir. Fakat konuşmalarımız çok daha derin olabilir; bir kere kesinlikle daha çok sükut ve derinlik içerebilir.

Japon lisansüstü öğrencilerimden biri, Amerika’da şahit olduğu konuşmaların kalitesizliğinden dem vurmuştu bir keresinde, ‘Japonya’da bizler başkasının sözünü asla kesmeyiz. Muhatabımız konuşmasını bitirdikten sonra konuşmadan evvel en az birkaç nefes bekleriz. Gerçek nezaket sahipleri ise beş nefes beklerler.’ Bu tür bekleme, her bir konuşmacıya iki tarafın da birbirini gerçekten dinlediği intibaını verir. Bize birbirimizi daha derinden dinleme fırsatı sunar.

Dinlemek için zaman ayırmayı öğrenebiliriz. Ayrıca kendimize şunu sorabiliriz, ‘Buradaki kalp bağlantısı nedir? Kalbim, söylenen şeyle ilgili neler hissetmeli? Kalbim diğer kişinin kalbiyle nasıl bir bağ kurabilir?’ Çoğunlukla kafamız kendi düşüncelerimizle öylesine doludur ki muhatabımızın bir an önce konuşmayı bitirmesini bekleriz ki bir an önce biz kendi kısmımıza geçebilelim. Bu tarz konuşmada gerçek bir bağlantı ortaya çıkmaz, ancak gerçek bir konuşmanın ucuz bir taklidi yapılmış olur.

Bu tür konuşmalar tıpkı yan yana iki monolog sanatçısının aynı anda sahneye çıkması gibidir. Biri kendi monoloğunu yapıyor, o sırada dinliyor gibi görünen öteki de kafasında kendi repliklerinin provasını yapıyor. Bunun neticesinde de neredeyse birbirleriyle hiçbir alakası olmayan iki ayrı monolog ortaya çıkmış oluyor!

Gerçek insan kalbiyle dinler. Konuşulan kelimelerin ardında/ötesinde muazzam bir bilgi hazinesi yatmaktadır. İçtenlik ve şefkatle dinlememiz durumunda konuşmalarımız çok daha derin ve anlamlı hale gelecektir.

Zeki insanlar dahi gerçek bir konuşma yapmayı güç bulurlar. Danışmanlık yapmış olduğum bir çift, bu konuyla ilgili olarak sık sık aklıma gelir. Hanım da bey de kendi kurmuş oldukları şirketin yönetim kurulu başkanıydılar. Mutlu bir evlikleri olan çok zeki, başarılı insanlardı. Ancak aylar boyunca aynı tartışmayı yaşayıp durmuşlardı. Hanım o yaz Avrupa’ya gitmek istiyor, bey ise seyahatin maliyetinden endişe ediyordu. ‘’Ama ben Avrupa’ya gitmek istiyorum’’, diyordu hanım. Bey de ‘’Ben de korkarım ki Avrupa’ya gidecek kadar paramız olmayabilir,’’ diye cevaplıyordu.

Onlara en basit iletişim tekniklerini kullandım. Dedim ki, ‘’Şimdi her şeyi baştan alacağız. İkinizin de ötekinin söylediği tekrar etmesini istiyorum.’’

Hanım başladı, ‘Bak, bu yaz Avrupa’ya gitmeyi çok istiyorum. İznimizi alır, önce İsveç’e gider (bey İsveçliydi) senin şehrini ziyaret ederiz. Böyle bir kaçamak bize çok iyi gelecektir. Sonra da bir de Paris’e gitmek istiyorum…’

‘’Tamam’’ diyerek hanımı durdurduktan sonra beye, ‘’Şimdi hanımının söylediklerini tekrar et bakalım’’ dedim.

‘’Eveeeet… hadi bakalım… Avrupa’ya gitmek istediğini söyledin ve benim memleketimize gidebileceğimizi…’’ Çok akıllı ve başarılı bir adam olmasına rağmen hanımının söylediklerinin sadece bir kısmını hatırlayabildi.

Hanımına dönerek ‘’Oldu mu, anlamış mı?’’ diye sordum.

‘’Hayır’’ dedi.

Hanımına, söylemiş olduklarının sadece yarsını tekrar etmesini söyledim ve böylece bey, hanımının söylediklerini bir bir tekrar edebildi.

Sonra beye, ‘’Evet şimdi sen ne söylemek istiyorsun bakalım?’’ dedim.

‘’Mali durumumuz hakkında endişeliyim. Şirketim şu anda bir nakit akışı sıkıntısı yaşıyor ve bankada, olmasını arzu ettiğimin yarısı kadar bile nakit yok,’’ dedi.

Bunu tekrar etmek hanımının biraz vaktini aldı. Konuşmayı adım adım sürdürttüm ve nihayet kadın bir noktada, ‘’Aaaa! Sen bizim mali durumumuzla ilgili gerçekten endişeleniyorsun. Avrupa’ya gitmek istemediğini söylemiyorsun!’’ diyerek sonunda meseleye uyandı.

‘’Hayır, Avrupa’ya gitmek istemediğimi hiç söylemedim! Her seferinde tek söylediğim, mali durumumuzla ilgili endişeler taşıdığımdı.’’

En sonun da bey de, ‘’Evet, ben de gerçekten Avrupa’ya gitmek isterim tabi,’’ dedi.

Altı ay süren iletişim bozukluğu/yanlış iletişim bu şekilde çözümlenmiş oldu. Ve bunu yarım saatten az bir süre içinde başardık. Tek yaptığım, konuşmalarını yavaşlamak ve birbirlerini dinleyip anladıklarından emin olmaktı. Dikkatsiz ve şuursuz olmakla ilgili kastettiğim de işte bu. Ben müdahale edene kadar ikisi de birbirini gerçekten duymamıştı bile. Ve bir de bunlar mutlu, uzun ömürlü bir evliliği paylaşan zeki insanlardı! Hepimiz zaman zaman bir şeylere böylesine takılıp kalabiliriz.

İyi iletişim kurabilecek seviyeye çıkmak, ciddi gayret ve çalışma isteyen bir iştir. İyi iletişimin temellerinden biri, farkında olmak ve kendi düşünce ve yansıtmalarımızın parazit yapmasına mani olmaktır. Ayrıca, kendi fikrimize olan müptelalığımızı bir kenara koyabilmeliyiz ki muhatabın ne dediğini hakikaten bir duyalım. Bu, fikrimizden vazgeçmek anlamında değil; fikrimizin mutlak doğru olduğu zannını bir kenara koymak ve onunla sorgulama temelli olmayan göbek bağımızı kesmekten bahsediyorum.

Daha şuurlu olabilmek için her şeyi ağır çekime almalı, onlara dair farkındalığımızı arttırmalı ve kalplerimizin içinde hazır ve nazır olmalıyız. Hem akıl hem de gönül gereklidir. Bazı insanlar çok duygusaldır; duygusallıklarını tetiklemek çok kolaydır ancak onlara makuliyetle, enteklektüel bir nitelik içinde karşılık vermeleri çok zordur. Diğerleri de karmaşık bir enteklektüel konuşmayı sürdürebilmekle birlikte duygusal bir karşılık vermeyi zor bulurlar. Düşünceye de hisse de ihtiyacımız var; hem kafa hem kalp yani hem akıl hem gönle muhtacız.

Reobert Frager

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ