Renk seçin:


Tasavvuf nedir, ne değildir?

Tasavvuf nedir, ne değildir?

TASAVVUF NEDİR?

Baştan şunu ifade edelim ki, kimi çevrelerce tasavvuf, sanki dine bir ekleme olarak geliyormuş gibi gösteriliyor. Halbuki tasavvuf bir ilave değil ‘’takva’’ tarafıdır, ‘’zühd’’ tarafıdır, ‘’ihsan’’ tarafıdır. Yani Cenab-ı Hakk’ı kalben ve yakından tanıyabilme sanatıdır.

Tasavvuf, ‘iman’ı, ‘ihsan’ gibi muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. ‘’Cibril Hadisi’’ muhtevasında yaşamaktır. Bu hadiste Hz. Cibril, Resulullah Efendimiz’e sualler sorar. Üçüncü sualde;

  • ‘’İhsan nedir?’’ der.

Efendimiz (s.a.v) de:

  • ‘’İhsan Allah’ı sanki gözlerinle görüyormuşsun gibi O’na ibadet etmendir. Sen O’nu görmesen de O seni görüyor’’ buyuruyor. (Müslim, İman, 1)

Yani tasavvuf, daima ilahi kameraların gözetimi altında bulunduğumuzun farkında olarak yaşamaktır. Kalbin bu şuur ve idrak haline gelebilmesidir. Tabi bu, kitap okumakla, zihni bir mesai ile olmaz. Bu, kalbi mesainin getireceği bir neticedir.

Tasavvuf; bir arınma/temizlenme disiplinidir. Allah’tan uzaklaştıracak her şeyden sakınarak ‘’takva’’ ya erebilme yoludur. Nefsani ihtirasları dizginleyip ruhani istidatları inkişaf ettiren bir manevi terbiyedir.

Tasavvuf; Peygamber Efendimiz’e varis olmuş gerçek mürebbilerin elinde; nefsin tezkiye, kalbin tasfiye edildiği manevi bir mekteptir.

Tasavvuf; kötü huyları terk etmek ve güzel ahlakı benimsemektir.

Tasavvuf; nefse karşı sulhu olmayan, son nefese kadar devam edecek bir cenktir.

Tasavvuf; ilahi takdire her halükarda razı göstererek Allah ile daima dost kalabilme marifetidir. Hayatın med-cezirleri ve acı-tatlı sürprizleri karşısında, gönül dengesini korumaktır. Varlıkta şımarmayıp yoklukta daralmamaktır. Başa gelen cefaları ilahi bir imtihan bilip, bunları kendisine bir tezkiye (manevi arınma) vesilesi kılabilme olgunluğudur. Şikayet ve sızlanmayı unutarak daima hamd ile şükreden ‘güzel bir kul’ olabilme maharetidir.

Tasavvuf; maddi-manevi bakımdan kendini ikmal etmiş mü’minlerin, diğergam bir gönülle mahlukata yönelerek, onların mahrumiyet ve ihtiyaçlarını telafi mesuliyetidir. Yaratan’dan ötürü yaratılanlara şefkat, merhamet, muhabbet ve hizmetin, tabiat-ı asliye haline gelmesidir.

Tasavvuf; Kitap ve Sünnet’le hemhal olabilmek, ilahi ve nebevi talimatları kalbi derinlikle idrak edip hayatın her safhasında yaşamaya çalışmaktır.

Hasılı tasavvuf; Allah Rasülü’nü aşk ile yakından tanıyabilme, O’na yaklaşabilme, O’nun yüce karakter, şahsiyet ve ahlakından nasip alarak, dini, özüne ve ruhuna uygun bir tarzda, vecd içinde yaşayabilme gayretidir.

Bu nevi düsturlarla tezat teşkil eden ve ölçüsünü Kur’an ve Sünnet’ten almayan ne varsa –her ne kadar tasavvufa izafe edilirse edilsin- batıldır.

TASAVVUF NE DEĞİLDİR?

Bazı kimselerin; ‘’Kalbin temiz olsun da, amellerin az olsa da olur(!)’’ şeklinde nefsani tavizlere kapı açan anlayışıyla, şeriatın hadimi olan gerçek tasavvufun uzaktan yakından bir alakası yoktur.

Mesela günümüzde, Mesnevi Şerif’in ruhundan uzak bazı kimseler tarafından, Mevleviliğin vecd ve takva tarafı ihmal edilerek, aslı zikir olan sema, adeta şov maksatlı bir folklor gösterisi orkestra eşliğinde icra edilen bir musiki meclisi haline getirilmektedir.

Halbuki Hz. Mevlana, Mesnevi’nin ilk 18 beyti içinde; kendisini dinlediği halde maksat ve gayesini idrak edemeyen gafillerden şöyle yakınmaktadır:

‘’Ben her cemiyette, her mecliste inledim durdum. Kötü huylu olanlarla da, iyi huylu olanlarla da düşüp kalktım.

Herkes kendi anlayışına göre benimle dost oldu. Lakin içimdeki esrarı idrak etmedi.

Benim sırrım, feryadımdan uzak değildir. Lakin her gözde onu görecek nur, her kulakta onu işitecek kudret yoktur.

Ham ruhlar, olgun ve yetişkin zevatın halinden anlamazlar. O halde sözü kısa kesmek gerektir vesselam.’’

Ayrıca, bütün Hak dostları gibi Mevlana Hazretleri’nin feyiz kaynağı da şüphesiz ki Kur’an ve Sünnet’tir. O, bu hakikati bir rubaisinde bütün cihana şöyle ilan eder:

‘’Canım var oldukça ben Kur’an’ın kölesiyim. Ben Hz. Muhammed’in (s.a.v) yolunun toprağıyım. Eğer bir kimse, benim sözümden bundan başka (bu istikametin dışında) en ufak bir şey bile nakledecek olursa, o kimseden de, onun sözünden de incinirim, tiksinirim.’’

Bu beyanıyla Mevlana Hz. Kendisini açıkça: ‘’Kur’an’ın kulu, kölesi; Hz. Peygamber’in nurlu yolunun toprağı’’ olarak takdim etmektedir. Yani pergelin sabit ayağının daima şeriate bağlı bulunduğunu, hayatını Kur’an ve sünnetin talimatlarına göre tazim etmeye gayret gösterdiğini açıkça beyan etmektedir…

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat muhtevası içinde gerçek tasavvuf, Peygamber Efendimiz’in hayat düsturlarıyla, zahiren ve batınen bütünleşebilme gayretidir. Rasulullah Efendimiz (s.a.v), manevi kemalatın zirvesinde bulunmasına rağmen, nasıl ki zahiri kulluk vazifelerini de büyük bir titizlikle ifa etmişse, O’nu örnek alması gereken her mü’min de, hangi manevi makam, mevki, meşrep ve tarikatte olursa olsun, şeri vazifelerini yerine getirmekle mükelleftir.

Osman Nuri TOPBAŞ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ