Renk seçin:


Tevekkül

Tevekkül

Allah-u Zülcelâl’e tevekkül, İslâm dininin en güzel ve en büyük kapılarından birisidir ve gerçek müminlerin bir makamıdır.

Allah-u Zülcelâl, Davud aleyhisselâma şunu vahyetmiştir:

“Ey Davud! Kulum bana tevekkül ederse bu haldeyken, bütün sebepler toplu halde onun aleyhinde işleseler, ben (mutlaka) ona bunların içinden bir çıkış yolu yaratırım.”

Rızık mevzusunda tevekkül, insanın geçimini sağlamak için çalışmasından sonra olur. Yoksa hiçbir şey yapmadan oturup;

“Ben Allah-u Zülcelâl’e tevekkül ettim” demek yanlıştır. Örneğin, çiftçi, tohumunu tarlaya eker, sonra da Allah’a tevekkül eder.

Enes bin Malik radıyallâhu anhudan rivayet edildiğine göre, bir adam Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi veselleme gelerek;

“Yâ Resûlellah! Devemi salıveriyorum ve Allah’a tevekkül ediyorum” dedi. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“Hayır! Deveni bağla, sonra tevekkül et.” (Tirmizi) Bu hadis-i şeriften de anlaşıldığına göre, insan çalışıp rızkını temin etmek veya malını ya da kendisini muhafaza etmek için tedbirini alıp Allah-u Zülcelâl’e öyle tevekkül etmelidir.
Allah-u Zülcelâl hiç kimseye rızkını vermekten veya hiçbir şeyi muhafaza etmekten aciz değildir. Ama insanlara, sarılmaları için sebepler yaratmıştır. O sebeplere sarılıp öyle tevekkül etmek daha doğru ve daha güzeldir.

Tevekkülün en üstün derecesi, tevekkül sahibinin her halükârda Allah-u Zülcelâl’in önünde, ölünün yıkayıcısına teslim olması gibi olmasıdır. İşte insan, bunları bilir ve bunlarla amel ederse Allah-u Zülcelâl’e tevekkül sahibi olur.

Tevekkül, insanın bütün güç ve kuvvetten sıyrılarak, her hususta Allah-u Zülcelâl’in kadiri mutlak olduğunu bilmesidir. Yani, başka bir deyişle tevekkül, Allah-u Zülcelâl’e sımsıkı sarılmak ve güvenmektir. Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede; “Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah (‘ın adı) anıldığı zaman kalpleri ürperir, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman (bu onların) imanlarını arttırır ve sadece Rablerine güvenirler.” (Enfal; 2)

Diğer bir ayet-i kerimede; “Eğer müminseniz, sadece Allah’a tevekkül edin” (Maide; 23)

Diğer bir ayet-i kerimede; “Müminler sa-ldece Allah’a güvensinler:” (İbrahim, 11)

Diğer bir ayet-i kerimede; “Kim Allah’a güvenip dayanırsa, o kendisine yeter.” (Talak; 3) buyurmuştur.

Tevekkülü emreden daha pek çok ayet-i kerime vardır. Ancak, Allah-u Zülcelâl’in rızasına meraklı olan kimseler için bu kadarı yeterlidir.

Daima Allah-u Zülcelâl’e tevekkül etmek lazımdır. Nitekim Hz. İbrahim aleyhisselâmı mancınığa koyup ateşe atacakları zaman; Cebrail aleyhisselam gelerek; “Bir ihtiyacın var mı? Diye sormuş, İbrahim aleyhisselam da; “Hayır, Allah bana kâfidir” diye cevap vermişti. Aynı şekilde insanlar, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi veselleme gelerek; “… Size karşı ordu hazırladılar. Onlardan korkun, deyince, bu onların imanını arttırdı ve; ‘Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.” (Ali İmran; 173) buyurmuştur. (Nesai, Buhari)
Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem başka bir hadis-i şeriflerinde ise; “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül ederseniz, o sizi sabahleyin aç gidip, akşam tok dönen kuşu rızıklandırdığı gibi rızıklandırır.” (Tirmizî, İbn-i Mace) buyurmuştur.
Onun için insanın evinden çıkarken; “Allah’ın adıyla sığınıyorum. Allah’a dayanıp güveniyorum. Allah’ım sapmaktan ve saptırmaktan, zulüm yapmaktan, zulme uğramaktan, saygısızlık etmekten, bana karşı saygısızlık yapılmasından sana sığınırım” diye dua ederek, kendisini Allah-u Zülcelâl’e teslim etmelidir. Çünkü Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem; “Kim evinden çıkarken;

“Bismillahi tevekkeltu alellahi, Allahumme inni Eûzu bike en edille ev udille ve ezille ev uzille ve ezlime ev uzleme ve echele ev yuchele aleyye.” (Allah’ın ismi ile… Allah’a tevekkül ettim. Ey Allah’ım; sapmaktan ve saptırılmaktan, hata etmekten ve hata ettirilmekten, zulmetmekten ve zulmedilmekten, cahillik etmekten ve cahilliğe uğratılmaktan sana sığınırım.)
Derse, kendisine Allah tarafından; ‘Sen hidayete erdirildin. Her ihtiyacın yerine getirildi ve muhafaza edildin’ denilir. Şeytan da ondan uzak durur.” (Tirmizî) buyurmuştur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ