Renk seçin:


Ümitli Olmanın Fazileti

Ümitli Olmanın Fazileti

İnsanı Allah-u Zülcelâl’e yaklaştıran şey ümittir. İnsan, ne olursa olsun Allah-u Zülcelâl’in rahmetinden ümidini kesmemeli, daima hata ve günahlarından tevbe edip Allah-u Zülcelâl’in emir ve nehiylerine uyarak, kendisini O’nun rahmetine müstahak etmeye gayret göstermelidir. Zira O’nun rahmeti çok geniştir.

Hz. Ali radıyallâhu anhu, günahlarını büyük görüp Allah-u Teâla’nın af ve rahmetinden ümit kesen bir adama şöyle demiştir;

– “Ey Adam! Ümidini kesmen, günahlarından daha büyük bir günahtır.”

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem, yine bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teâlâ buyuruyor ki;

– ‘Ben kuluma, benim hakkımda beslediği zanna göre davranırım. O, nasıl davranmamı isterse beni öyle düşünsün.” (Buhari, Müslim)

Tabi burada, şuna dikkat etmek lazımdır ki hiçbir ibadet yapmayıp üzerine bir de Allah-u Zülcelâl’in yasaklamış olduğu günahları yapıp, daha sonra cennete girmeyi ümit etmek, çok büyük bir aldanıştır.

Bu mevzuda Yahya b. Muaz rahmetullâhi aleyhi şöyle demiştir:

– “Günah işleyip pişmanlık duymadığı halde, Allah-u Teâlâ’nın affını ümit etmek, taat ve ibadet etmediği halde O’na yakın olmayı ummak, itaat edenlerin yurduna (cennete) itaatsizliklerle girmeyi beklemek, amel etmeden sevap kazanmayı hayal etmek, kendisi-ni ıslah etmeden Allah-u Teâla’dan lütuf ve rahmet temennisinde bulunmak, büyük aldanışlardır.

Bu sebeple, Allah-u Zülcelâl’in rahmetine kendimizi müstahak edebilmek ve O’nun rızasını ümit edebilmek için içinde bulunduğumuz durumdan tevbe edip Allah-u Zülcelâl’in emir ve nehiylerine sarılmamız lazımdır.

Ümit etmenin alameti de sürekli olarak; Allah-u Zülcelâl’e yönelmekten zevk duymak, O’na gizli gizli yalvarmaktan ve yaklaşmaktan hoşlanmaktır. Ancak o halde, O’nun rahmetini ümit ettiğimiz zaman, bu ümidimizi boşa çıkarmayacaktır, inşaallah!

İnsan, ne olursa olsun Allah-u Zülcelâl’in rahmetinden ümidini kesmemeli, daima hata ve günahlarından tevbe edip Allah-u Zülcelâl’in emir ve nehiylerine sarılarak, kendisini O’nun rahmetine, af ve mağfiretine müstahak etmeye gayret göstermelidir. O’nun rahmeti çok geniştir.

Nitekim Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

– “Allah, mahlûkatı yaratınca, Arş’ın üstünde, kendi katındaki bir kitaba; ‘Rahmetim gazabımı geçmiştir’ diye yazmıştır.” (Buhari)

İnsan bir günah işlediğinde hemen ümitsizliğe düşüp kendisini bırakmamalıdır. Bir günah işlediği zaman, şeytan:

– “Sen helak oldun. Artık Allah senin ne ibadetini ne de tevbeni kabul etmez.” diyerek, insanı ümitsizliğe düşürmeye çalışır.

Oysa Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem başka bir hadis-i şeriflerinde;

– “Eğer siz günah işlemeyecek olsanız, Allah günah işleyip tevbe eden ve tevbelerini kabul edeceği kimseler yaratırdı.” (Müslim) buyurmuştur.
Onun için lain şeytanın bu gibi vesveselerine kulak asmamak lazımdır.

Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede: “Deki: ‘Ey kendi nefisleri(ne zulmedip) haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar.
Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Zümer; 53) buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem:

– “Bu ayet bana, dünyanın içindeki her şeyiyle birlikte benim olmasından çok daha sevimlidir.” (Ahmet bin Hanbel) buyurmuştur.

Mümin daima korku ve ümit arasında bulunmalıdır. Yani, Allah-u Zülcelâl’in yaratmış olduğu cehennemi ve onun azabını aklımıza getirip Allah’ın emir ve nehiylerini yerine getirmek, taat ve ibadet yapmak için O’ndan korkmamız lazımdır.

Diğer yandan Allah-u Zülcelâl’in rahmetinden umutlu olmak ve daima O’nun rahmetini talep etmek lazımdır. İşte, bu korku ve ümit tartıldığı zaman aynı olmalıdır. Birinin diğerinden fazla olması doğru değildir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ