Renk seçin:


Üzüntü, Derdi Artırır

Üzüntü, Derdi Artırır

Ashab-ı kiramın alimlerinden Abdullah ibni Mes’ud radıyallahu anh buyurmuştur ki:

“Olan bir şeye ‘Keşke olmasaydı’ veya olmayan bir şeye ‘Keşke olsaydı’ demektense ateş yemeği tercih ederim.”

Hoşumuza gitmeyen bir hal sebebiyle “Keşke olmasaydı,” demek o durumu değiştirmez, onun verdiği üzüntüyü de gidermez. Aksine insanın üzüntüsünü daha da artırır. Öyleyse artık olan olduktan sonra hayıflanmanın manası yoktur.

Allah’ın Peygamberlerinden Dâvûd aleyhisselâm, komutan ve hükümdar idi. Ancak bazı hususlarda onun dahi arzu ettiği şey gerçekleşmiyordu. Allah-u Zülcelâl ona şöyle vahyetti:

“Ey Dâvûd sen istersin, ben de isterim. Ancak benim istediğim olur. Benim istediğimi kabul edersen, isteğinde sana yetişirim. Elbette benim istediğimden başkası olmaz.”

Allah-u Zülcelâl’in nasip etmediği bir şey asla meydana gelmez. Gerçi kul Allah’ın takdirini bilmediği için hayırlı işlere niyet ve teşebbüs etmekle vazifelidir.

İnsanın davranışlarında belli bir oranda seçim hakkına sahip olması da Allah’ın takdiriyledir. Ancak Allah’ın ilmi sonsuz olduğu için, insanların iradeleriyle neyi seçeceklerini de bilir. Çünkü onun ilmi ezelî yani zamanla sınırlı olmayan, mutlak bir ilimdir. Bizim bilgimiz gibi, zamana bağlı değildir.

Allah-u Zülcelâl kulunun seçimlerini bildiği için takdirini ona göre belirlemiş ve zamanı gelip kul seçimini yapınca da onun seçtiğini yaratmıştır. Ancak Allah’ın ezelî ilminin kulu yanlış yollara zorladığını söyleyemeyiz. Ancak Allah-u Zülcelâl kullarını iyiliği de kötülüğü de isteyip yapmaya teşebbüs edecek surette yaratmıştır.

Allah-u Zülcelal bir âyet-i kerimede şöyle buyurur:

“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin olsun ki…” (Şems, 7-8)

Allah-u Zülcelal iyiliğin kötülüğün kaynağı olan bazı sebepleri yaratmış ve insanın nefsine iki yönden birine yönelmeyi tercih edecek nefsani ve ruhani kabiliyetler koymuştur. Ancak insanı kendi kendine doğruyu bulsun diye başıboş bırakmamış, Peygamberler ve kitaplar göndererek hidayete davet eylemiştir. Allah-u Zülcelal şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör” (İnsan; 3)

Eğer kul bu nimete şükreder, hidayete uyarsa Rabbi ona hidayetini nasip eyler, doğru hareketleri müyesser kılar. Hidayet nimetine nankörlük eden ise kendi sonunu hak etmiş olur. Allah-u Zülcelal şöyle buyuruyor:

“Kim iyi bir iş yaparsa lehine, kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara asla zulmedici değildir.” (Fussilet 41/46).

Demek ki, Allah’ın gönderdiği emir ve nehiylere uyup salih ameller yapan kişi, kendisine iyilik yapmış oluyor; Allah-u Zülcelâl de ona mükafat veriyor. Kötülük yapanın da kötülüğü kendisinedir, eğer tevbe etmezse Allah-u Zülcelâl’in cezasını kendi niyet ve ameliyle kesb etmiş oluyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ