Renk seçin:


Yahudiydi Müslüman Oldu!

Yahudiydi Müslüman Oldu!

Kur’an-ı Kerim ile birlikte İncil ve Tevrat’ı inceleyen Yahudi alim, elde ettiği sonuç karşısında hayretler içinde kalarak müslüman olur. Yahudi’nin farkettiği şey neydi?

Hicrî ikinci asır sonlarında Abbasi Devletinde Hilâfet makamına oturan el-Me’mun, dış dünyaya açık bir devlet adamıydı. Zamanında Müslüman – Hıristiyan bütün ilim adamları ondan itibar görmüş, yabancı dildeki ilim kitapları Arapçaya tercüme edilerek bilgi alış-verişinde bulunulmuştu. O kadar ki Me’mun zamanında yerin yuvarlak olduğu resmen tesbit edilmiş, dünyanın yarı çapını ölçmek gibi ilmin bazı mes’elelerinde kesin hükme varılmıştı.
Bu çalışmaları sırasında Me’mun, meclisinde dikkatini çeken cin fikirli bir Yahudi ilim adamına, bir gün şöyle bir soru sordu:
– Madem hâdiseleri bu kadar akılcı bir anlayışla inceleyebiliyorsun? Neden Müslüman olmuyorsun? Kur’an’la, İncil ve Tevrat arasındaki farkı bilmiyor musun?
Yahudi bilgin şöyle cevap verdi:
– Bu konuda çalışma yapıyorum. Çalışmam bitince vardığım kararı size bildiririm.
Me’mun, Yahudi bilgine baskı yapmayı düşünmedi. Çünkü biliyordu ki baskıyla bir inanca gelinmez, korkuyla Müslüman olunmaz. Onu kendi haline terkeden Me’mun, bir daha bu konuda sual de sormadı.
Aradan bir sene geçmiş ve Yahudi Bilgin yine Me’mun’un meclisindeki ilim adamlarıyla sohbete başlamıştı.
Ancak, bu Yahudi, bir sene önceki Yahudi değildi. Bu defa İslâm’ı bütünüyle benimsemiş, Kur’an’ın hükümlerini tamamıyla kabullenmişti.
Me’mun buna şaştı:
– Hayırdır inşaallah. Bir sene önceki Kur’an’la, bir sene sonraki Kur’an arasında ne fark var ki, o zaman kabul etmediniz de bu sene İslâm’a girdiniz?
Yahudi şöyle izah etti:
– Efendim, şüphesiz bir sene önceki Kur’an ile bir sene sonraki Kur’an arasında hiçbir fark yoktur. Beni İslâm’a yaklaştırıp, müslüman olmama sebeb olan da budur zaten.
– Nedir o? Kur’an’ın değişmez olması mı?
– Evet. Bakın çalışmalarım nasıl cereyan etti ve ben nasıl bir sonuçla Müslüman oldum, onu arzedeyim sizlere. Ve şöyle devam etti:
– Önce evime çekildim. Günlerce İncil yazmaya koyuldum. Üç tane İncil nüshası yazdım. Birincide birkaç satırı eksik bıraktım. Ötekinde hiçbir eksik yoktu. Üçüncüsünde ise birkaç satır fazlaydı. Kendimden yapmıştım ilâveyi. Ben bu üç İncil’i de alıp kiliseye gittim. Papaza gösterdim. Papaz efendi üçünü de inceledi, tahkik etti. Sonunda satın aldı ve yaptığım hizmetten dolayı da beni tebrik etti.
Dönüp geldim, aynı şekilde üç Tevrat nüshası yazdım. Bunun da birincisinde bazı âyetleri yazmadım. Eksik kaleme aldım. İkincisi noksansızdı. Üçüncüsünde de birkaç satır ilâve ederek olmayanları da gösterdim. Bunu da Haham’a verdim. Haham inceledi, üçünü de beğendi. Parasını vererek satın aldı, ayrıca da teşekkür etti.
Bu defa sıra Kur’an’daydı. Kur’an’ın tamamını yazamadım. Sadece üç cüz yazabildim. Birinci cüzünde birkaç satırını eksik bıraktım. İkinci cüzü tamam yazdım. Üçüncüsünü de birkaç satır ilâve ile olmayanı var göstererek yazdım.
Büyük bir tecessüs ve ihtimamla bütün din adamlarını gezdim. Hepsine de yazdığım Kur’an’ı gösterdim, almalarını söyledim. Hepsi de önceden memnuniyetle alacaklarını söylediler. Ama şöyle bir bakıp inceleyince hepsi de aynı yerleri yakaladılar.
– Bu cüz’de şu, şu satırlar eksik, bu cüz ise tamam. Şu cüzde ise şu, şu satırlar ilâve edilmiş, fazla yazılmış. Kur’an’ın aslında böyle bir kelime yoktur.
Hepsi de benim yazdığım Kur’an’ı ezberlerinden, eksiksiz okudular, tashih ettiler.
Ben anladım ki, Kur’an nasıl nazil olmuşsa aynen zabt edilmiş, aynı tazelik ve sağlamlığını da muhafaza etmektedir. Kur’an’da ilâve ve noksan söz konusu değil. İndirildiği şekli aynen koruyan en son kitaptır. Bundan sonra Müslüman oldum. İşte İslâm’a girmeme sebep olan araştırma böyle oldu.
O sıralarda Basra kadısı olan Yahya bin Eksem bu hâdiseyi hacca gittiğinde büyük velî Süfyan bin Uyeyne’ye anlatır. Süfyan bin Uyeyne şöyle cevap verir:
– Bu hâdise, Kur’an’ın bir âyetinin de fiilen tasdikidir. Rabbimiz (Tevrat ve İncil)’i, ben muhafaza edeceğim diye bir teminat vermemiştir. Ama Kur’an-ı Kerim için böyle bir İlâhi teminat ve garanti vardır.
Hicr sûresinin dokuzuncu âyetinde şöyle buyurur: “ Kur’an’ı biz indirdik, onu biz muhafaza edeceğiz!”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ